29 Mar 2009

Mavi ayrılığa mı, aşka mı çağrı...

29 Mar 2009

İçinden mavi geçen hayatlar deniz kokar. Denizin iki yakasında da ayrılık; Buluşamayan sevdalar gizlidir acıklı türkülerde...
Nice gözyaşı tüketmiştir böylesi sevdalar, nice yürek unutmamak için unutmuştur kendini ve nice mektup cevapsız kalmıştır.
Siyah beyaz film repliklerinden kalan tiz bir sestir.
"Biz ayrı dünyaların insanıyız"
Ya da sadece mavinin peşinden gidip biraraya gelir bazı yürekler.
Şiirdir, şarkıdır ilk elele tutuşmalar.
Ve gurbet bir ara istasyon olur, son durağı belli olmayan trenlerinin kalkacağı.

Kadın adamı fark ettiğinde, adam kadını fark etmemişti.
Adam memleketinden ayrı yaşadığı yıllara söylüyordu şarkısını. Belki de geride bıraktığı aşklarına.
Kadın bilmediği dilde şarkı söyleyen adamın sesini hiç unutmayacaktı.

"Fikrimden geceler yatabilmirem
Bu fikri başımdan atabilmirem
Neyleyim ki sene çatabilmirem
Ayrılık ayrılık aman ayrılık
Herbir dertten ala yaman ayrılık…" *

İlk kez Ege'nin iki yakasının dostça kucaklaştığı bir etkinlikte tanıştırılmışlardı. İkisi de kendi gurbetinde.

Adam yıllardır gurbette yaşayan ailesinin yanına yeni gelmiş. Babannesi ile geçen çocukluğunu, gençliğini, orada o yanık türkülerine sigara dumanı tüttürdüğü memleketinde bırakmıştı. Ege ovalarında geçen mavi bir çocukluk, sonrası koca bir şehre sığınan yalnız yürek…

Kadın doğduğu yerde gurbetteydi. Ege'nin bir diğer kıyısında bırakılan bir geçmiş ve sadece fotoğraflarından tanıdığı bir babaannesi vardı.

İkisi de mavi Ege'den çok uzak, soğuk bir Avrupa kentinde yaşam mücadelesi içindeydiler. Mavi denizlerde yüzmeyi özleyenler gibi suya hasret,
Tüm uzaktakiler gibi kendi güneşlerine hasret,
Bir kente, bir ülkeye hasrettiler.
Belki bundan elleri çok üşüyordu kadının.
Belki bundan sigarasını hiç bırakmıyordu adam.
İkinci karşılaşmalarında,
Adam kadını fark ettiğinde, kadın başka bir adamın elinde ısıtıyordu ellerini.
Kadın ülkesinin şairinin bir şiirini okumuştu.

"…Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın.
Bu kent peşini bırakmayacak.
Aynı sokaklarda dolaşacaksın. Aynı mahallede yaşlanacaksın;
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Bu kenttir gidip gideceğin yer. Bir başkasını umma....". **

Üçüncü kez karşılaşmayı dilemişti adam. Sadece bekleyecekti. Aklında kalan dizelerle hep aynı kente gidiyordu yüreği. Bir gün oralarda olabilmek adına…

"Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın... "***

Bu şarkıyı, büyük şairin şiirine ses veren usta yorumcudan defalarca dinlediği gün gelmişti kadın. Kadının sevgilisi ya da sevdiğini sandığı üçüncü şahıs gitmişti.

Üçüncü defa karşılaştılar. Bu sefer ikisi de birbirlerini fark etmişlerdi.
Kadının elleri hala soğuktu, hep özlediği maviliği anlatıyordu.
Adamın sigarası sönmüştü. Son dumanını sevdaya üfledi.

"Ne anlatır Yunan şarkıları
Geceye dair, aşka dair…" ****

diye başlayan bir şiir okurlar beraber. Bildikleri tek ortak dilde. Gurbetin dilinde.

Aynı yemekleri yaptılar farklı isimlerle, aynı melodilere başka sözler yazdılar.
Aynı denizi özlediler.
Akılları hep aynı mavide.
Yeni bir yılı birlikte karşıladılar.
Adam, sigarasını aramadı ilk defa.
Kadının elleri, adamın yüreğinde.
Artık üşümüyordu.

* Anonim
** Kavafıs'in Erdal Alova-Barış Pirhasan çevirisi "Aynı Kentte" şiirinden
*** Nazım Hikmet'in "Mavi Liman" şiiri, şarkı olarak yorumlayan Cem Karaca
**** Ataol Behramoğlu'nun "Ne Anlatır Yunan Şarkıları" şiirinden

29 Oca 2009

Aşk hayatımı paylaşıma açtım..

29 Oca 2009

şş okuyucu.. duyuyormusun beni.. blogumu kötü amaçlarıma alet edebilir miyim? hatta sizden de yardım isteyebilir miyim..

off ki ne off.. kafam karışık be okuyucu.. iki ucu pis bir değneği aldım elime, bir taraf muzurluğuma hitap ediyor hadi diyorum eğlenceli olacak, e bu durum benim bünyede yanlış olduğunu bildiğim şeyler için bile acaip kaşıntı yapar.. sonunda büyük ihtimalle ah ulen keşke yapmasaydım dediğim bi halde kalakalırım ama o onda çok eğlenmişimdir bir güne kalmaz unuturum.. Diğer tarafı ise inadıma hitap ediyor, yapma diyorum anlasın eşşek, bilirsin kurar kafasında, düşünsün dursun işte diyor e bu da bende kaşıntı yapıyor.. uyuz it gibi debelenip duruyorum son bir kaç saattir.

şimdi tabi sende oturdun orda ne diyor ki bu diyorsun.. dur dur meraklanma anlatacam hepsini en baştan..

benim bu kel,göbekli üstelikde gözlüklü, odunumsu sevgilim var ya; ara ara laf arasına sokuşturduğum, yeğeninin doğumgünü için teyyy nerelerden , teyyy nerelere gidiyor.. Yarın takvimlerden fırlamış, suratına özenle çizilmişcesine güzel gülümseyen bu gerçek mi porselen bebek mi dediğim ufaklığımızın ilk doğumgünü..

En son kurban bayramında beraberdik.. o ailesi ve ben.. o zaten tatilde ailenin yanındaydı, e benimde orada akrabalarım olunca ben de bayramı geçirme bahanesiyle gittim aileyle tanıştım, aynı şehrin havasını soluduğumuz 5 günün 4 gününü maaile kafamızdan saadet bocalanarak geçirdik.

E bizim ilişki durumumuz onun ailesince onaylanıyor ve hadi artık uzatmayın deniyor.. Benimkilerde kimdir, nedir, necidir biliyor, sonucu beklenen durumların akıbetine göre bir zamanda tanışacaklar diye bekleniyor..

Ama benim sevgilim, "ya aşkım, şimdi sen okulla, işle uğraşıyorsun orda, e bende burda işle uğraşıyorum,bizimkiler zaten boş gıyabımızda söz - möz olaylarını halletseler bizde rahat etsek olmaz mı?" diyecek kadar tembel olunca, beyfendi benim sülalemden sadece kuzenimle ayak üstü bi tanışmış olduğundan "ciddi" olarak algılanmıyor ebeveynlerimce.. işin acı yani haksız da değiller :)

bu doğumgünü konusunda ise geçtiğimiz günlerde bana da gelip gelmeyeceğimi sordu. önce hık mık ettim, belki dedim, bugün itibariyle ise kesin olarak gelemem dedim..

beni bayramdan beri, aileyi ise bayramdan 1-2 hafta kadar sonrasından beri görmüyor.. yeğenine tapar biliyorum.. Ankarada kalmadan gidecek ve ankaraya gelmeden de geri dönecek yaşadığı şehire..

bugün ona ailece kutlayın işte çocuğun ilk doğumgünü dedim.. E öyle yapacaz zaten, sen nesin aileden değilmisin dedi.. kalakaldım.. abuk sabuk cümle parçacıkları ağzımdan çıkmakla kalmak arasında gitti geldi.. şu anda aileden falan değilim, geriliyorum ya, ailen derse ya bunun ne işi var şimdi diye şeklinde geveledim..

bu inat tarafım.. çünkü hala ailemle şahsen tanışmadı,uzaktan birbirlerinin varlığını bilip öylece uzak kalmaya devam ediyorlar..bunca zamandır bir tarafını zora sokacak tek bir harekette bile bulunmadı. tüm ayarlamaları her zaman orta noktada buluşalım halinde yaptı.. hala da öyle yapıyor..kızıyorum bu hallerine hemde çok kızıyorum.. kendimi değerli hissettirsin, yanımdayken beni sevdiğini anlıyorum bir şekilde ama uzaktayken de en ufak bir çabasını göreyim diyorum.. sonra yapsın bana evleneceğim kadın muamelesini..çokmu şimdi bu istediğim..

ama muzur tarafım rahat durmuyor.. yolculuk edeceği otobüs firmasını arayıp, adını verip kaç numaralı koltukta oturduğunu, aracın saat kaçta Ankara'da olacağını ve yanında ki koltuğun boş olup olmadığı öğrenip yer ayırttırıyor :$

bu minvalde okuyucu, ya yediği haltları anlasın daha fazla incelik beklemesin benden diyorum, ya da sabah 5,30 da AŞTİ de olup araba terminalden çıkmadan yanında ki koltuğa oturayım diyorum..

of ulen of okuyucu.. şimdi ben ne halt edecem.. bi fikir versen olmaz mı?

 
Mantıklı Deli © 2008. Design by Pocket