9 Haz 2009

Öylesine...

9 Haz 2009

Seni bana getirecek mucize küçük bir çocuğun kahkahasından daha uzak değildi aslında.. belki gerçek bir mucize bile değildi yani..

O zamanlar bunu fark etmek benim için zordu ama.

Gözlerinde hep bir parçasını taşıdığın gülüşlerini severdim en çok.. Birde bana gülüşüm demeni.. Sen varsın diye böyle gülebiliyorum demeni..

Hiç göğsünde uyumadım senin.. ya da gece karalığında nasıl göründüğünü bilmedim.. seninle paylaşılan o kadar çok şeye rağmen bunları yapmamış olmak , şimdi şimdi dokunuyor bana..

5 Haz 2009

Aşkımı orama burama yazarım :D

5 Haz 2009

"Tatoo" ya da daha genel adıyla "dövme".. kendimi bildim bileli hayranıyım.. hem estetiğine, hem yapana hem yaptırana her daim şapka çıkartırım..

18 yaşından beri yalvarırım anneme izin versin diye.. en son söylediğimde bulaşık yıkıyordu, elindeki bulaşık telini gösterip, sen git yaptır ben de bununla çıkartırım demişti korktum tabi bende..

bu ara bir cesaret hasıl oldu bende anlamış değilim..

hıhı valla bildin yandaki şu koala var ya ağacına sarılmış duran o benim dövmem :D yaptırdım sonunda..

nereme olduğunu bu fotoğrafdan pek anlayamayacaksın biliyorum bende gıcığım söyleyemeyecem:Dkabuk bağlamadan çekip göstereyim istedim.. evet acıyor ama az acaba benim koala görünce ne diyecek ahaha daha büyük bi sürprizimde var aslında ona..

yok boyut olarak daha küçük ama inan hoşuna gidecek ;) ondan önce yine sana söyledim, değerini bil okuyucu..

27 May 2009

E-Manuel Aylin!

27 May 2009
Biliyorum, uzun zaman oldu şu alana yeni birşeyler yazmayalı.. yok öyle,çok yoğunum, hiç bakamadım falan filan demeyeceğim.. aksine hergün açtım.. diğer blogları okudum, yazmak istedim, yazamadım..

içim çekilmiş gibiyim be okuyucu.. sanki mevsimi geçmesine rağmen sulu sulu büyüyebilmiş bol vitaminli bir portakalım da pazar tezgahına koymadan önce şırıngayla suyumu çekmişler, posa kalmışım gibi dolanıyorum etrafta..

güldüm, eğlendim, kendi kendime konuştum, şarkılar söyledim, hatta ağladım bu zaman içinde.. anlayacağın bir sürü malzeme birikti sana anlatacak..

bu seferde hangi birinden başlasam diye düşünüp duruyorum yine yazamıyorum.. hıhı evet allah beni nasıl biliyorsa öyle yapsın, yüksek gerilimlere geleyim, kota aşımından korkup nete giremeyeyim emi..

yaptığım en mazoşistçe eylem bu süre zarfında koalanın maillerini incelemek oldu sanırım. hiç yapmam aslında kimseye öyle şeyler, bana da yapılsın istemem ama malum koala bu.. kendini anlatmaya bile üşenen bi adam.. bulabildiğim her yolu deniyorum derken eski yeni tüm mail adreslerine sarıp, gelen gönderilen taslak ne varsa hatmettim..

eski sevgililerine yazdığı mesajları falan gördüm.. kıskanmadım! belki özendim ama hayır kıskanmadım.. eski sevgilileri dediğim koalanın 30 lu yaşlarının başlarında ki zamanlarda kalmış, gerçekten eski sevgililer.. dolayısıyla bende gereksiz kıskançlıklarımı bir tarafa kaldırdım ki , gerektiğinde hepsini kendime tek tek batırıp kalp krizi süsü verilmiş bir intihar planını tamamlayabileyim vakti gelince (gerek duyarsam)

kalp krizi süsü verilecek tabi ki ne sandın.. sen düşünüyor musun her hangi bir adli tabipin çıkıp da "hasetinden ölmüş bu" diye tanı koyabileceğini?.. ben sanmıyorum..

bu mail seferlerinden birinde manuel isimli bir dosya gözüme çarptı. açtım baktım tabiki ... valla Fenasi'nin sitesinde görmedim henüz bu kadarını. Sevgili LSD nin pozları bile bunun yanında mutaassıp kalır; hatunun cesaretine şapka çıkardım.. dosyanın adı neden manuel onu da anladım tabi.. kızın adı aylinmiş, 2-3 yıl önce nette tanışmışlar hatunla. ilişkileri cybersex aşamasında kalmış; fotoğrafı ve anısıda manuel dosyasında.. şimdi günlerdir aklıma gelip gidiyor ben bu fotoğrafı fenasi ye yollasam yayınlar mı acaba :)) içimden geldi ne biliyim..ama fenasi nin etik bulacağından şüpheliyim. illegal yollarla ele geçirilmiş, sadece eğlenmek için yollanmış bir fotoğraf ve sana ait değil diyebilir.. ama ben merak ediyorum koala orda burda görse aynı fotoğrafı ne hisseder?(burda fenasinin sitesinden kopyalanacak fotoğrafın başka yerlerde yayınlamasının ve nette bir manuel aylin takıntısı dolaşmasının hayalini kurdum. cümlede geçen orda burda lafı bu hayal üzerine kullanılmıştır , zira ben Fenasinin mekanının sessiz okuyucularındanım orda burda diye tanımlamam 5 postayı) :))

valla çok merak ediyorum, kıskançlığıma masum bi amaç yükleyip kimseyi kandırmaya çalışmıyorum okuyucu neden öyle bakıyorsun ki gerçekten sadece merak :P

kıskansam eski sevgililerden birisi olan benden 3 yaş küçük hatunun facebook profiline koala ile çekilmiş fotoğraflarını koymasını ve koalanın hala ona "Fıstık" diye hitap etmesini kıskanırım.. hıh :P

evet bu ara herşey yolunda gitse de koala ya takdım.. bunca zaman oldu evlilik hazırlıklarındayız hesapta bir ayağımız dışarıda.. önceden öyle değildim ben.. yanımda birilerini istiyorum artık.. sanırım bu koala olamayacak.. anlamasını bekleme o bir erkek deme sakın bana çünkü açıkça söyledim.. bir şey değişmiş mi sence?

ha namus meselesine taktım birde.. hatta Erkek gözünden 32 kısım tekmili birden namus meselesini animeler eşliğinde anlatayım kendi gözümden diye bi çalışma bile başlattım ama onu da yarım bıraktım.. bak ya yine o bakış, şş okuyucu anime dedim hentai değil :P

kardeşimi özlüyorum.. 3 ay oluyor yurt dışına gideli.. acaba ben gittiğimde o da beni özlemişmiydi bu kadar.. 5 ay sonra sadece 15-20 günlüğüne gelecek.. belki gelir bi daha gitmez pek mutlu değil orda... ama gitmesi onun için çok iyi olacak.. annem babam ve bizim son tekne de çok özledi onu.. biliyoruz o da bizi özledi.. bazen ağlıyor son tekne, abimi özledim diyerek.. sen hep gidiyordun bir yerlere ama o ilk defa gitti diyor.. mutlu olsa orda bende diyeceğim ona ağlama geleceği için bu gerekli, orda ki yaşam standardını burda yakalayamıyor, çok denedi diye.. ama diyemiyorum.. burda mutluyduk.. pazar sabahları kahvaltı eder, çizgi film seyrederdik 3 kardeş..

o da soruyor koalayı.. uzatmayın abla artık diyor, sende hayatına bak, şehir değiştireceksin, herşey için geç olmuş olmasın siz bekledikçe diyor..

haklı.. şimdi ki işimi koalanın ağacındayken yapmamın imkanı yok, kadro vermiyorlar. ondan başka kimseyi tanımadığım ve şu anda yaşadığım şehirden 7-8 saat uzakta ki o şehre gidip hem onun hayatının bir parçası hemde kendim için yeni bir hayatın mimarı olmak zorundayım.. yaşımızda orta da 40 lı yaşlara gelmek üzere, ben ise 30 lu yaşlara.. anne olmak istiyorum, o da baba olmak istiyor.. tabi ağacından inmeyi becerebilirse.. herşeyimiz hala muallakta ve neden bu kadar muallak onu bile bilmiyorum.. korkmaya başladım artık, hiç son günlerde iş ilanlarına baktın mı okuyucu.. furyamıdır nedir, her eleman ilanında bir 30 yaş kotasıdır gidiyor.. Devlet vazgeçti yaş sınırlamasından özele ne bok oluyor anlamadım ki ben.. üstelik insan bi zaman sonra ilk gençlik çağlarındayken kadar kolay arkadaş da edinemiyor.. her zaman sıcak bi insan oldum, bulunduğum ortama ayak uydurup herkesi etkilemem ortalama 15 dk mı alır.. beni tanıyan herkes bunun farkındadır.. nasıl bir şeydir bilmem, birilerini ilk defa görüyorsun ortalama yarım saati beraber geçiriyorsun ve ona en mahrem sırlarını bile açabileceğini hissediyorsun.. çok gelirdi bu benim başıma.. hele radyo programları yaptığım zamanlar.. yayına almazdım çoğu dinleyiciyi, mikrofonlar kapalıyken radyo başındakiler Mariza, Yasmin Levy,Amalia Rodrigues, Dulce Pontes gibi isimleri dinlerken ben stüdyodaki ışıkları söndürür, kendilerinin söylediği ne kadarsa o kadar tanıdığım insanlara güzin ablalık yapardım.. işte artık bunu yapamadığımı hissediyorum.. bir şeyleri kaybettim sanırım artık.. oraya gittiğimde de bu kadar yalnız kalırsam ya.. zaten 1-0 yenik başlıyorum maça..

olmayacak böyle yazmakla, düşünmekle.. Yasmin Levy bağırıyor beynimin içinde.. Önce Fenasi ye şu fotoğrafı yayınlaması teklifini götüreyim ben bi sonra bulucam herşeyin bi çaresini..

daha çok yazacağım buraya da.. daha ne gün yüzüne çıkmadık hikayeler var bende bi bilsen :P hikaye dedim de aklıma geldi benim başlattığım ortak masal takıldı kaldı, başlığı konamadan bitti söndü gitti. üzüldüm be.. neyse.. görüşürüz ey blog..

bu arada sen benim hangi daldan hangi dala atladığımı takip edebildin mi.. karışmışım yine.. çözersen haber ver..

10 Nis 2009

Adı içinde Saklı Yazı....(Kim Bulursa)

10 Nis 2009
neye niyet neye kısmet , uzun uzadıya bir yola akıp yüzüme hiçbir coğrafya ya ait olmayan rüzgarlar eksem , sonrada yağmurun değdiği ince kum tanelerine seyirtsem . hikayesi yazılmamış bir yolun prematüre doğmuş düşüdür bu .
şimdi kaçmak ve kırmak istediği tüm zincirlerin herbir halkasını nakkaş özeniyle nasıl örmüş insan evladı
ki hergün hangi aynada görmüş kendini ve nasılda ısırgan gelmiş göğüs kafesi kendine . işte ağzından sevgi salyaları akan, vıcık vıcık riyakarlık, ve en namahrem dokunuşuyla cümleye, yozluktan kaçışın düşü.hani kurtulmayacağını bile bile kurduğun .
içinde olmak istediğin hayal ancak ait olduğu toprakla boy veriyor ve sınırsız bir yol arzusu duyuyorsan
,artık en samimi hislerin bile yerini karanlığa bırakıyorsa ve ahkam kesmek için geç kaldıysan son damla rakıda , ve biliyorsan oda aklında tualle sevişiyor ve yalan takaslarına giriyorsa . en doğru durduğun yeri bile obsesif bir takıntıyla değiştiriyorsan .. şimdiye kadar en kuytu köşesinde yer verdiğin tüm karakterler senden hala süit oda istiyorsa , yoksulluğunu görmelikten gelemeyecek kadar zenginsen artık ve sisli suratlarıyla şimdiye kadar tanıdıkların yabancılaşıyorsa sana, kalk git be yürü ,henüz harcını attığın çökelek ve balık kokan düşüne . ve özlemeyeceksen ama istemeyeceksen ve bana toz kefil, su kefil diyorsan kalk git .
belki irlandalı bir kadının memelerinde belki afrikalı bir çocuğun oyunlarında kopabanga dansı yapan bir yerlide bul kendini.
ellerini delen çiviler hayallerini tutamazya, sen simsiyah da olsa yağmur, şemsiye alma yanına farzetki ıslanıyorsun avuçlarına sığabilir tuttuğun balık farzetki bir ispermeçet kuyruğunda seyahattesin . abaküsü 10 luk yap 3 sıra olsun düşün ki henüz doğmuşsun ve bu hayallere hayal demediğin tek yere,çocukluğuna dönmüşsün :)

29 Mar 2009

İçime Araştırmacı Gazeteci Kaçtı..

29 Mar 2009

Mavi ayrılığa mı, aşka mı çağrı...


İçinden mavi geçen hayatlar deniz kokar. Denizin iki yakasında da ayrılık; Buluşamayan sevdalar gizlidir acıklı türkülerde...
Nice gözyaşı tüketmiştir böylesi sevdalar, nice yürek unutmamak için unutmuştur kendini ve nice mektup cevapsız kalmıştır.
Siyah beyaz film repliklerinden kalan tiz bir sestir.
"Biz ayrı dünyaların insanıyız"
Ya da sadece mavinin peşinden gidip biraraya gelir bazı yürekler.
Şiirdir, şarkıdır ilk elele tutuşmalar.
Ve gurbet bir ara istasyon olur, son durağı belli olmayan trenlerinin kalkacağı.

Kadın adamı fark ettiğinde, adam kadını fark etmemişti.
Adam memleketinden ayrı yaşadığı yıllara söylüyordu şarkısını. Belki de geride bıraktığı aşklarına.
Kadın bilmediği dilde şarkı söyleyen adamın sesini hiç unutmayacaktı.

"Fikrimden geceler yatabilmirem
Bu fikri başımdan atabilmirem
Neyleyim ki sene çatabilmirem
Ayrılık ayrılık aman ayrılık
Herbir dertten ala yaman ayrılık…" *

İlk kez Ege'nin iki yakasının dostça kucaklaştığı bir etkinlikte tanıştırılmışlardı. İkisi de kendi gurbetinde.

Adam yıllardır gurbette yaşayan ailesinin yanına yeni gelmiş. Babannesi ile geçen çocukluğunu, gençliğini, orada o yanık türkülerine sigara dumanı tüttürdüğü memleketinde bırakmıştı. Ege ovalarında geçen mavi bir çocukluk, sonrası koca bir şehre sığınan yalnız yürek…

Kadın doğduğu yerde gurbetteydi. Ege'nin bir diğer kıyısında bırakılan bir geçmiş ve sadece fotoğraflarından tanıdığı bir babaannesi vardı.

İkisi de mavi Ege'den çok uzak, soğuk bir Avrupa kentinde yaşam mücadelesi içindeydiler. Mavi denizlerde yüzmeyi özleyenler gibi suya hasret,
Tüm uzaktakiler gibi kendi güneşlerine hasret,
Bir kente, bir ülkeye hasrettiler.
Belki bundan elleri çok üşüyordu kadının.
Belki bundan sigarasını hiç bırakmıyordu adam.
İkinci karşılaşmalarında,
Adam kadını fark ettiğinde, kadın başka bir adamın elinde ısıtıyordu ellerini.
Kadın ülkesinin şairinin bir şiirini okumuştu.

"…Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın.
Bu kent peşini bırakmayacak.
Aynı sokaklarda dolaşacaksın. Aynı mahallede yaşlanacaksın;
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Bu kenttir gidip gideceğin yer. Bir başkasını umma....". **

Üçüncü kez karşılaşmayı dilemişti adam. Sadece bekleyecekti. Aklında kalan dizelerle hep aynı kente gidiyordu yüreği. Bir gün oralarda olabilmek adına…

"Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın... "***

Bu şarkıyı, büyük şairin şiirine ses veren usta yorumcudan defalarca dinlediği gün gelmişti kadın. Kadının sevgilisi ya da sevdiğini sandığı üçüncü şahıs gitmişti.

Üçüncü defa karşılaştılar. Bu sefer ikisi de birbirlerini fark etmişlerdi.
Kadının elleri hala soğuktu, hep özlediği maviliği anlatıyordu.
Adamın sigarası sönmüştü. Son dumanını sevdaya üfledi.

"Ne anlatır Yunan şarkıları
Geceye dair, aşka dair…" ****

diye başlayan bir şiir okurlar beraber. Bildikleri tek ortak dilde. Gurbetin dilinde.

Aynı yemekleri yaptılar farklı isimlerle, aynı melodilere başka sözler yazdılar.
Aynı denizi özlediler.
Akılları hep aynı mavide.
Yeni bir yılı birlikte karşıladılar.
Adam, sigarasını aramadı ilk defa.
Kadının elleri, adamın yüreğinde.
Artık üşümüyordu.

* Anonim
** Kavafıs'in Erdal Alova-Barış Pirhasan çevirisi "Aynı Kentte" şiirinden
*** Nazım Hikmet'in "Mavi Liman" şiiri, şarkı olarak yorumlayan Cem Karaca
**** Ataol Behramoğlu'nun "Ne Anlatır Yunan Şarkıları" şiirinden

26 Mar 2009

en sahici ben.. (bu kaçıncı deşifre oldu şimdi)

26 Mar 2009

Pek bi sevgili, zat-ı muhterem manukyancığım tarafından mimlendim. madde madde kendimi tanıtmamı istiyor.. ilk madde tembelim :P olsun.. bunun için sevgilim koalaya beni anlatsana tarzı şımardım.. "bu nerden çıktı?" sorusu eşliğinde aldığım cevaba karşılık da "ya bi blogum var orda senden ve odunumsu öküz gibi davrandığın zamanlardan falan bahsediyorum, blogdaşlardan bi arkadaş da beni mimlemiş sorusu bu, cevaplayacam yardımın lazım" diyemediğim için neyse sen şımartmayacan beni yok bişi diye trip atıp surat salladığım için ondan hayır gelmeyecek.. mecbur kendimiz cevaplayacaz artık..

  • kendimle ilgili bişey söz konusu ise tembelimdir.
  • söz konusu başkalarının ihtiyaçları ise herşeyi yapabilecek bi enayiyiym.
  • birilerini mutlu edince mutlu oldunu sanacak kadar salağım.
  • mantıklı düşünür, delice yaşarım.
  • hayatım; üzerine çizgi çektiğim, tanımıyorum varsaydığım insanlarla dolu.
  • iyi yemek yaparım.
  • çok gülerim.
  • hala bir tarafım çocuktur.
  • çocukluğum da bebeğim ya da kız çocuklarına alınan hiç bir oyuncak sahibi olmadım. ben kendimi erkek sanıyordum.. işin garibi babamda öyle sanıyordu sanırım bana hep araba kamyon vb alıyordu..
  • ilk regli olduğum da ölümcül bi hastalığa yakalandığımı sanmıştım çünkü annem bundan hiç bahsetmemişti.. erkek sanmıyordu hayır, o hala 3 yaşındayım sanıyor.
  • babamın aldığı bisiklete binmemin yasaklanışı regli olduktan sonra oldu bana regliyi anlatmayan annem bekaretimi bisiklet kazası ile kaybedebileceğimi sanıyordu.
  • çocukluğumu düşününce neden heteroseksüel oldum acaba bu halet-i ruhiye ile sorusunun cevabını çok aramışımdır.
  • birgün çocuğum olursa kızım olacağına inanırım, annemin bana yapmadıklarını ona yapayım ve anneme yaptıklarımı bana yapsın diye.. evet asi ve haylaz bi çocuktum hala da öyleyim.
  • fil hafızası vardır bende.. hiç birşeyi unutmam.
  • pc de geri dönüşüm kutusunu asla dolu tutmam.. gözüme batıyo be
  • yıllarca şişman oldumu kabul etmedim. bir gün ettim 25 kg verdim.
  • hüzünbazımdır.
  • sözcüklerle oyun oynamak çocukluğumdan beri alışkanlığımdır.
  • plakaları okurum.
  • çok çabuk arkadaş edinirim.
  • iyi bir dostumdur.
  • çok sadıkımdır.
  • ses tonumu çok beğenirim.
  • fotoojenik değilimdir.
  • kolay kolay sinirlenmem
  • sabırlıyımdır
  • sabrımın taştığı yerde en ufak şey için kıyamet kopartabilirim, herkesden vazgeçebilirim.
  • hayatımı sil baştan yaşamaya alışkınım.
  • herşeyi değiştirir gururumdan vazgeçmem
  • alınganlıklar yapabilirim
  • sonuca takılıp an'ı rezil edebilirim.
  • belirsiz olan herşey bende kaşıntı yapar, sonunu görmem-bilmem lazım
  • planlar yapar planların aksinde yaşarım
  • kendimi kimseye ait hisseetmem hep ayağımın biri kapının dışındadır
  • içimden ne geliyorsa açıkça söylerim.kısacası patavatsızlık derecesi açıksözlüyüm.
  • sebze yemeyi çok severim
  • baharat hastasıyımdır
  • kimse herşeyimle beni tanıdığını iddia edemez, hep kendime dönüşlerde kullanacağım bir şey saklarım ki oraya saklanıp kendimi güvende hissedeyim
  • yalan söylememeye çalışırım ama yalan söylediğim zaman bunun yalan oldunu kimse anlayamaz
  • en çabuk kendimden sıkılırım, bakınız sıkıldım :)
mimlediklerim..
Rain and me
Elfiss
Deadsoul
Ying Yang vse

kolay gelsin

24 Mar 2009

Koalamın ağacından bildiriyorum sayın okurgaçlar :)

24 Mar 2009

evet, evet :) kırdım inadımı ya da koalam kırdı, o durum az birbirine girdi; ama evet ortalama 5 mt ileride ki odanın yarı açık kapısından daha bir kaç saat uyuyacak gibi görünen adam benim koalam ve ben sizlere onun laptopundan bildiriyorum :) aslında daha erken yazacaktım ama malum önce pc sini kurcalamam lazımdı ahaha :))

yoktu aklımda geleyim gideyim falan filan. onun için ani oldu,haber veremedim.. yarattığım telaşeden ve merak duygusundan dolayı özür dilerim :) herşey yani en azından büyük ölçüde herşey öyle de yolunda gitti ki işaretlere inanan bendeniz e dedim olmaz bu kadar nankörlük git bakıyım..

7,5 saat otobüs yolculuğu be okuyucum.. bacaklarım kasıldı otur otur.. ama otobüsten inip de bana sarıldı ya valla geçti.. benim koalamın elleri şifalı hihihihih..

beni terminalden alınca o ertesi gün çalışacak, ve yeni tuttuğu evde de yiyecek namına bişeyler yok diye ayağımın tozu ile markete gidip alışveriş yaptık ufak tefek şeyler.. ancak en kötüsü amma ucuzmuş lan bu şarap üstelik pamukkale üretmiş die aldımız şarabın tadının sirkeden az hallice oldunu denemeli olarak öğrenince yaşadık :D pizza yanında şarap içip romantizm yapcaktık be okuyucu.. şş gülme öle ben kaç kere dedim dimi sana benim sevgilim odunumsu biraz :)

ertesi gün erkenden uyandık malum işe gitti.. akşam 7 ye kadar bendeniz internet başında gezin,kitap oku, evi temizle halinde dolandım evde :) ahahaha işin bomba yanı dışarı çıktım yakınlardaki markete gidip akşam yemeği için alışveriş yaptım ama elimde torbalarla yürümeyi hiç sevmem taksiye atladım ev yakın zaten dedim ve bombaa:D evi bulamadım :)) bütün sokakları gezdirdim soföre en sonunda aha burası dedim adam benden kurtulduğu için büyük bi gülümseme arz etti :)) ama bunu koalama söyledim mi sence ;) ha sadece o da değil apartman kapısını açamadım.. anahtar dönmedi bi türlü ulen.. dönen tarafa doğru çevirdim ama kilitlemişim.. karşı dairenin kapısına bastım apartman diyafonundan ses gelmedi.. daha da bok ettim ben kapıyı o arada çünkü anahtar da sıkıştı açılmadı.. sonra müstakbel karşı komşum kafasını uzattı camdan, yaşlı pamuk nine ay yerim seni haline gelip, birde üstüne en sevimli halimi takınıp kusura bakmayın teyzeciğim demiştim ki; hatun bana bi cırladı, ne kusura bakmayacam yaşlıyım hastayım utanmaz diye :s bu sefer sert sesimle kusura bakmayın dedim ama o arada çıkan üst komşu namzetim eşine söyledi de kadıncağız aşşağı inip apartman kapısını açtı .. allahtan evin kapısını daha kolay açtım..peki bunu söyledimmi sence ;)

ondan sonrası tamamen hengame.. yemek yapacam diyerekten bi başladım, ancak o zaman farkettim sabahtan çalıştırdığım bulaşık makinasının hala çalıştığını.. eşyalı tuttu evi benimki, daha denememişti hiç birşeyi, meğer bozukmuş bulaşık makinası saatlerde çalışıp hiç bişeyi yıkamamış.. çıkardım tıka basa dolu makinanın içindeki her bulaşığı tek tek yıkadım.. bir yandan pilav yapacam bir baktım.. ulen kalan eşyalar arasında kaşık ve çatal yok .. tatlı kaşığı ile pilav yaptım kutlayın beni:D patlıcan ve kabak kızarttım üzerine sarımsaklı domates sos hazırladım, hah kereviz salatası için havuçları da zeytinyağında soteledim derken tüp bitti.. yuh artık daha ne aksilik olcak diye beklemeye başladım..

ama okuyucu inan bana gerçektir.. olumsuzluklar insanı mucit yapıyor.. sinitsel yapacam patates kızartacam tüp yok e ne yapacaz tabiki fırına.. fırın çalışıyor mu biliyormuyuz ?? umutlu değiliz çünkü közlensin diyerekten içine attığımız kırmızı biberler yarım saatte anca hazır oldu..

erken daha pişer yavaş yavaş dedim attım o arada salataları yapayım dedim e evde doğrama tahtası yokki, bende hayatta beceremem elimde doğramayı, sebzeden çok elimi doğrarım :S mucit kafam çalıştı ve buzdolabına ait olup da kullanılmadığı için kaldırıldığını varsaydığım aparatı çıkardım ortaya iyice bi yıkayıp salata tahtası yaptım ondan :)) menü güzeldi ama .. tavuk şinitsel, patates kızartması, domates soslu patlıcan-kabak kızartması, yoğurtlu kereviz -havuç salatası, ezine peyniri taze nane ve maydanoz la doldurulmuş köz biber sarması :F ki koalam bunu hazır sandı :D:D belim koptu valla o kadar bulaşık bir sürü terslik ve yemek derken yeşil salatayı yapmak resmen zulüm geldi :) ama eve gelirken arayıpda sigaran falan varmı aşkım dediğinde, sigara değil ama markete uğrayıp çatal-kaşık alırmısın dediğimde ki ses tonu, eve gelip de sofrayı gördüğünde ki yüzü, gülümsemesi, tepkisi herşeye değdi..üstüne üstlük karşı binada oturan çok eski ve samimi arkadaşını yemeğe çağırmak için ufaktan bir söylendi bende hemen tabiki çağır gelsin var yemeğimiz dedim :) az sonra gelen yakın arkadaşla beraber maç muhabbeti, ankara sohbeti falan derken tebriklerle dolu güzel bir yemek geçirdik :) güzeldi be :))

sevgili koalam bir nev-i evlilik provası yaptımızı düşünmüş olcakki aylardır görmediği sevgilisine bol bol eve gerekli olan eşyaları almak için tekzen,yapı market ve benzeri yerleri gezdirdi :)) evde bi iki eksik kaldı sadece.. bizim evimiz diyoruz üstelik buraya.. çok güzel yaf bu..

ilk defa kendimi birine , bir yere ait hissettim biliyor musun?
üstelik beni en son gördüğünde kilolarım hala kendini belli ediyordu, şu son halimden de bir hayli etkilendi..

biliyorum, çok muck muck yaşayamayız onla ilişkimizi, belli etmez çok fazla hiç birşeyi, benim aksimdir, herşeyi kafasında kurar planlar ama farkediyorum mutlu.. bende mutluyum.. yarın olmasın, ben yine o otobüse binmeyim.. annemin babamın evini artık kendi evim gibi göremeyeceğim sanırım ..

kokusunu özlemeye şimdiden başladım.. neyse okuyucu ankaradan görüşürüz.. ben sevgilimin koynuna girip uyumaya devam edeceğim..

hamiş: bu yazıyı onunla son kez uyuyabilecekken yazmıştım.. değerini bil okuyucu, ne kadar da sorumluluk sahibi bi bloggirl üm gör artık.. o haleti ruhiye ile çok salya sümük şeyler yazabilirdim onun için yemek olayı ve aksilikler ekseninde döndüm, bugün geldim annemlerin evine.. evet o ev benimdi ama bu ev benim değil.. o da öyle hissediyormudur acaba? neyse okuyucu.. başka zaman yazarım belki ruhsal devimlerimi..

17 Mar 2009

Deşifreli(2) Evrim

17 Mar 2009
ahahahaha güzel başladı bu hikaye.. hani bekliyordum karışacak, herkesin kendi tarzı var ve bu tarz yansıyacak hikayeye illaki die.. tam da tahmin ettiğim gibi çıktı umarım hikaye uzun sürer.. şöyle bir en baştan takip edenler cidden kimin yazdığını bilmeden bölümleri ayırabilecek bence.. "aha burası manukyan kokuyor", "heh şimdi burda missipipili teyyare güneşi göze kaçıyor", "ahahaha curly lan bu" dicek; valla bak:))

bu arada bendeniz pek bi mutluyum bu günlerde.. yok koala değil yaf..hala ağacında oturuyo o.. ama çözüm buldum bi süre daha devam ederse ağacına sarılıp yaşamaya; itfaiyeye haber verecem, shrekteki çizmeli kedi misali gözlerimi açıp, sesimi yumuşatıp" koalam ağaçta kaldı" dicem getirsinler direkt nikah defterini imzalatacam.. e haliyle sorunu ve çözümü belirleyen beyinsel tarafım rahat olunca bu konuya ayrıyetten mutlu olmuyorum, kendime bir başka mutluluk yaratıyorum..

reklama girecem okuyucu.. uzun süre utanıp-sıkılıp, kendime ve bilimsel hayatıma( he ben nasa uzay bilimleri daire şefiyim ya aslında :P) bok attığımı düşünerek gizli saklı uyguladığım sırrımı açıklayacam..

içimde tutamıyom valla.. hemi de en başından anlatacam sana :) hazır mısın?

ahhahh okuyucu bu bünye neler çekti bi bilsen, bi dilinden bi de boğazından.. en son geçen yaz tartılmaya cesaret edip ibrenin 8 ile başlayan rakamları gösterdiğini görünce itiraf ettim kendime evet ben bir koca dötlüydüm (valla kimlik yerine kullanabileceğim ırsi bir döt yapım var, annemin kızı olduğuma inanmayan kıçıma bakıyor o derece.. var gerisini hesap et o kadar kiloyla buluşunca ne olmuştur ölçü),ben bir pispoğazdım, ben evde çöp öğütücü olarak kullanılabilecek bir alet edevattım...oysa yıllarca hayır ben balık etliyim die itiraz ederek sürdürmüştüm yaşantımı.. alkolizm gibi bişey bu şişmanlık.. asla kabul etmiyorsun, kabul ettiğinde de o depresyon senin, bu depresyon benim dolanıyorsun elinde koca bi çikolata kütlesi ile..

neyse efendim geçti bitti :D ben şu anda 60 lı rakamları görüyorum, e boy da 170 olunca görüntü iyi :D ama daha da azmettim devam edecem..

nasıl başladı bu hikaye oraya geleyim.. işsizdim, kötü görünüyor,kötü hissediyordum.. aşk yok para yok şişmanım,evde kalmak üzereyim... yani anlayacağın boktan bi hayattı benimkisi..

önce kilolarımdan kurtulmaya karar verdim. kolay değildi defalarca denemiştim hemde ne yollarla.. bi şey duymuştum ama tırsım tırsım tırsıyordum.. oturdum 1 ay boyunca araştırdım. sonra benim koala ile msn üzerinden görücü usulü tanışmamızın gerçekleştiği gün karar verdim.. bu duyduğum ürünün distribütörlerinden birinin sitesinden telefon numarasını aldım ve aradım konuşma ahanda bu minvalde oldu okuyucu:

xx.. efendim
katina.. merhaba ben katina, sitenizi inceledim de. 28 yaşındayım 1,70 boy ve 8? kg mım.. (yok o kadar kendimle barışamadım kabus gibi geliyo 8 in yanında ki rakam şimdilik... 8 e alıştım bi ara diğer rakamla da barışınca söyleyecem söz vallada billada süphaneke amin)sizin anlayacağınız yardıma ihtiyacım var görüşebilir miyiz?
xx.. ee..şey..kem..küm.. şaşırdım kusura bakmayın, genelde bilgi almak için ararlardı da.. tabi adresim hebele durağı, kübele sokak, kapgöçkaç sineması yanı, 3. kat daire no:3 vakte kadar, ütopya
katina.. tamam biliyorum orayı, zümrüdüanka kuşunun yuvasını geçince sağdaki sırça köşkü diyorsunuz siz
xx.. evet işte orası..
katina.. peki, saat 15,00 sizin için uygunsa orada olacağım.
xx.. tabiki saat 15,00'de bekliyorum bu arada adınız neydi?
katina.. dıt ..dıt .. dıttt

:)) hayatım boyunca elim titreyerek ilk defa bir telefon konuşması yapmıştım okuyucu.. gittim yinede oraya.. sıcacık bi hatun kişi karşıladı beni.. güldü.. "hayatım boyunca çok müşterim oldu, ama sizin gibisi ilk kusura bakmayın dedi.. " benim de şişman olduğumu kendime itiraf etmem zaman almıştı, kusura bakmayın telaşdan acaip davranmış olabilirim diye cevap verdim.."

bana ürünleri anlatmak gibi bir gaflette bulunmasa daha çok severdim aslında onu daha ilk görüşmede. ama o bu gaflet ve dalalet kuyusuna düştü.. e dedim ne ediyim uzatacaz yardım elimizi ,niyeti iyi ne de olsa düşüncesiyle sözünü kestim ve ona "bakın dedim aylardır araştırıyorum,ürünleri, söylenilenleri,tartışılan taraflarını,sizin nasıl çalıştığınızı.. anlayacağınız sadece neleri,nasıl kullamam gerektiğini söyleyin ve ürünlerimi verin gideyim"

garibim baktı karşısında ki harbiden deli, sustu ürünlerimi verdi ve beni yolladı.. belki bu kadar bilmiş, hem mantıklı hemde deli oldunu bir çırpıda belli eden kızı bir daha ki ay göreceğine bile ihtimal vermiyordu.. ama gördü..

üstelik o şu anda belki de en çok görüştüğüm arkadaşım. hayır hala onunla iş yapmıyorum ama süper bir ürün kullanıcısıyım :) neler değişti hayatımda..

sağlık problemlerim kilo sorunumdan daha büyük bir problemdi aslında ama görüntüm benim için daha önemliydi.. o kadar kilo, yoğun sigara ve kahve tüketimi ile birleşince ha tabi ucundan azcık (güliverin parmaklarıyla azcık işareti emotion:P) alkol de işin içine girince kalp çarpıntılarım almış başını gitmişti.. ömrüm boyu cebelleştiğim kronik rahatsızlığım nedeniyle kullandığım ilaçların hormonal dengemi alt ile üst arasında bir yerde harmanlayıp önüme sunduğu tablo inan bana hiç iç açıcı değildi.. kolestrol testimin sonucunu almaya utandığım içi n annemi yollamıştım ve o bana doktor testler benim sandı, daha yaşınız çok genç ne yaptınız siz dedi bana cevabıyla geri dönünce test sonuçlarını rafa atıp varlığını unuttuğumu da hemen notlara ekleyeyim..

peki şimdi.. kolestrol sorunum yok, kalp çarpıntısı son 5 aydır 1 kere yaşadım.. ki ciddi alamda telaşlanıp korktuğum bir olay vardı sahnede.. kronik rahatsızlığım için ayda 1 gördüğüm doktorum sen ne yaptın kendine diyor :)

görüntü ise.. curly e resimlerimi yollayınca aldığım tepkiye göre evrim geçirmişim.. ideal kadın tipi sayılan kum saati tipinde vücudum varmışda benim haberim yokmuş ulen :)) üstelik 5 kilo bile versem elmacık kemikleri çıkık, gözleri iri olan bu katinacığınızın göz altları dibe çöküp, michael jackson lu zombi klipleri şimdi çekiliyor olsa kesin rol kapardım halinde düşünen bendenizin suratında her hangi bir deformasyon olmadı.. enerji kesilmedi, yemek yemedim mi.. valla yedim.. hayatımda ki herşeye olduğu gibi devam ettim ama işte değişimi görüşüyorum yaşıyorum..

hatta adını bilmediğim şu kasık kemikleri varya genital bölgeye doğru inen.. bir gerdan daki o kemik çıkıntısını birde o kemik çıkıntısını seven bendeniz onu görünce çığlık atıp arkadaşıma ve sevgili danışmanıma haber verdim :))

mutluyum, mutlusun, mutluyuz... :))) obarey ulen.. sizle de paylaşayım dedim.. e napıyım içimde tutamadım daha fazla :)

not: sırrı ve danışmanımı öğrenmek isteyen olursa mail atsın valla söylerim..

26 Şub 2009

seni seçtim Manukyan :D

26 Şub 2009
(resme tıkla ve tamamını görmeden geçme derim çünkü bu resim gibi bu mim.. ne çıkacağı belli değil..)

tiyatro eğitimi alırken hayal gücümüz ve doğaçlama yeteneğimiz gelişsin diye bir oyun oynardık. o geldi aklıma.. aslında bayadır bi aklımda ama boş boş oturmak gibi hobisi olan bendeniz anca yazabiliyorum.. o oyunu oynayallım mı seninle :) hıhı.. doğru anladın, mimleyecem :)

merak etme oyun kolay.. hepimiz yazıyoruz zaten.. sadece tek fark var bugün ortak yazıcaz..

bir paragraf sadece hadi ama mızıkçılık etme..

bir hikayeye ben başlayacağım, topu atacağım birine, hikayenin giriş gelişme sonuç şeysilerine göre bitti diyecez işte.. evet sayfalarca sürebilir bu hikaye, elem keder rollerinde ki hülya koçyiğit gibi , yataklara ağlayarak attırabilir koca bedenini, ya da karın kası yaparsın belki gülmekten, olmadı saçma lan bu dersin belki okurken.. başladığı gibi bitmeyebilir yani.. neye niyet neye kısmet, başlar biter işte belki kitap bile olur sürüynen yazar gölgesiyiz şurda:D

oyunun bittiğini son mimlenen budur bu hikaye bitmiştir diyen kişi belirleyecek ve hikayenin adını koyacak sadece..

kurallar bunlar amma kurallı mim oldu he .. ama merak etme bunların haricinde herşey sana kalıyor.. hadi göreyim dehlizlerini..

ve evet başlıktan anlaşılacağı üzere Manukyan'ı seçtim.. Benden sonraki paragrafı ondan bekliyorum..

ve başlıyorum..

"iki kişilik bedende tek kişiydiler.. ya da bir ruh bölünmüştü iki bedene diye tanımlanabilir belki de.. soğuk bir kış günü kimsenin isim koymaya bile cesaret edemediği bir ülkede buluştular.. ülke o gün soğuktu ama yarını kimse bilemezdi.. kar yağıyordu.. herşeyin üstünü zarifçe örten, bütün kirleri kapatan, ancak o "benden bu kadar" deyip de aradan çekildiği zaman güneşin tadına varılabilen kar... aynı ruhu paylaşmaları mıydı onları ortak eden onu bile bilmiyorlardı... bilmekde gereksiz di bu ülkede.. dengeydi asıl olan.. melekler kadar şeytanlar da vardı elbet.. görebilirdiniz üstelik, kana susamış kırmızı gözlerini, simsiyah tırnaklarını, bazen ne kadar canavarlaşabildiklerini ya da parlayan kanatlarını.."

nerden çıktı bilmem ama benden bu kadar ben sadece yeri tarif edip iki kahraman verdim.. bu kişilerin karakterini sen oluştur, hadi kolay gelsin :)

15 Şub 2009

Huzurlu (!) Olmanın 100 Alternatif Yolu..

15 Şub 2009

Bir arkadaşım mail'den gelen bir yazıyı gösterdi geçenlerde. Huzurlu olmanın 100 yolu demişler. Oturdum üşenmedim okudum. Bu tip yazıları genelde reddederim ama aksi oldu bu kez. Göz ucuyla takılayım derken sonuna gelmeden gülme krizine girdim.
Yazı, günümüz insanlık değerlerlerinden uzak, Polyanna’nın günlüğünden afırılmış sözlerle doluydu. İyi ol, sabret, temiz giyin gibi ilkokul çağındakilerin bile artık kabullenmeyeceği davranış kalıplarını arka arkaya sıralıyordu. Nasıl oluyor da birbirimize heyecanla böyle 100 yollu mutluluk formüllerini forwardlayacak kadar mutluluk delisi olabiliyoruz anlayabilmiş değilim?
İnsanoğlu hakikaten garip yaratık. Değiştiğini başkası söylese hayır değişmedim der, ama aynı kişi kendini çok geliştirdin dese kendisiyle gurur duyar.
O zaman eğri oturup doğru konuşalım. Biz artık bu mail forwardlarında gezinen mutlu olma formlarına uyan insanlar değiliz. Biz mutlu olmayı, iyi olmayı artık bir çıkar aracı olarak gören varlıklarız. Bu halimizi ister kabul edelim ister samimiyetsizliğimize devam edelim. Ama hal böyle olunca mutlu olma kavramlarımız da değişti. Bu yüzden mutlu olmanın 100 yolu başlıklı eseri biraz revize ederek ve güncelleyerek size alternatif bir mutlu olma kılavuzuna dönüştürdüm. Maillerde forwardlanmaya başlamadan da sizlerle paylaşmak istedim. Günümüz insanını ve onun mutlu olma yollarını tarif eden bu kılavuzu "samimiyetle" okuyacağınız dileğindeyim, yazıyı bir çırpıda değil de iki bölüm halinde hazırlamayı seçtim ki konu gündem kalsın. Mutlu olmaya hazırsanız başlayalım.

Huzurlu Olmanın Alternatif 100 yolu

01. Ufak şeyleri dert edin, unutmayın şeytan ayrıntıda gizlidir.
02. Kusursuz olamayacağınızı da size kim söyledi. Hatalarınızı bile bile sonuna kadar savunun. Unutmayın doğruyu söyleyen değil, bağıran haklıdır.
03. Huzurlu ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın. Çünkü siz mutsuz ve geçimsiz birisiniz.
04. Fikirlerinizi, düşüncelerinizi söylemeyi engelleyecek her türlü şeyden uzak durun.
05. Sevgi kapasitenizi geliştirmeyi bir kenara bırakın, kendinizden başka kimseyi sevmeyin.
06. Unutmayın: öldüğünüz zaman bile, hala yapılacak bir dolu işiniz olacaktır. Bu yüzden evlenin ki geride kalacak işlerinizi yapacak birileri olsun.
07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin. Başkalarını bunu yapması için kışkırtın. Hatırlayın siz alkışları perde arkasından duymaya alışıksınız.
08. İyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin. İnsanlar sizden bahsetsin, ne kadar iyi olduğunuzu başkalarına onlar anlatsın. Marka taraftarlarınızı yaratın.
09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın. Siz bilgi toplayın. Bilgi parmağınızı kımıldatmadan istediklerinizin önüne gelmesini sağlayan paradan sonraki en değerli şeydir. (bazı yerlerde paradan daha değerli olduğu görülmüştür)
10. İçinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin. Bunun için eskilerde olduğu gibi bir anı defterine ihtiyacınız yok. Kameralı bir cep telefonu ve iki parmak mesaj yazabiliyor olmanız yeterli olacaktır
11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün ama neyi bildikleriyle değil bilgilerini nasıl sattıklarıyla ilgilenin. Bilgiye sahip olmak eskilerin hava attığı bir şeydi, şimdilerde bilginizi satma biçiminizle ilgileniyor insanlar.
12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın. İnsanların sabırlarının sınırlarını ne kadar zorlayabileceğinizi test edin. Böylece insanları kolaylık sabırsızlıkla suçlayabilirsiniz.
13. Sevgi elini önce siz uzatın. Unutmayın tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır.
14. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünerek geçirin. Şimdiden söyleyelim bu kişi her gün başka bir kişi olacaktır. Hadi ama biraz bonkör olun!
15. Gerçeği kabul edelim: hayat adil değildir. Bu yüzden kendinizi asla savunmayın, bırakın herkes sizi suçlasın. Terk ettiğiniz sevgililerinizi düşünün ve mutlu olun.
16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: bırakın canınız sıkılsın. Her gün insanları canını sıkamazsınız ya.
17. Strese dayanma gücünüzü arttırın. Sabırsız ve canlarını sıkan biriyle karşılaşan insanlar önce sizin sinirlilerinizi bozmaya çalışacaktır.
18. Haftada bir kez içten bir mektup yazın. Herkes mail yazarken siz yazdığınız mektuplar ile farklılaşın. Böylece herkes sizi modernliği savunan ama bir yandan da geleneksellikten kopmayan biri olarak hatırlayacaktır.
19. Sık sık tekrar edin: yaşam bir acil durum değildir. Yaşam sizin önünüze serilmiş bir kırmızı halıdır. Gülümseyin ve tadını çıkartın, flaşlar patlıyor.
20. Erkekler için; yoga'ya veya pasta kursuna başlayın. Kadınlarla tanışmanın yeni adresleri buralar. Kadınlar için; clublara gidin veya 10 adımda partnerinizi mutlu etmenin yolları makaleleri okuyun. Kilo vermenin yeni yöntemleri bunlar.
21. Tanımadığınız insanların gözlerine gözlerinizi kısarak bakın ve samimiyetsiz bir gülümsemeyle selam deyin. Unutmayın bunu sadece gece kulüplerinde yapın.
22. Her gün kendinize sessiz bir zaman ayırın. Uykunuzda konuşmayı bırakın artık.
23. Gevşeyin, gevşetin!
24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün. Böylece dünya nüfusu azalmış olacaktır.
25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı amaçlayın. Onu anlayamazsanız ona karşı çıkamazsınız.
26. Daha iyi bir dinleyici olun. İnsanları değil, klasik müzik, jazz, funk, blues gibi.
27. Savaşlarınızı akıllıca seçin. Bütün diktatörleri öldüren tek şey savaşlardır.
28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın. Bu tip durumlarda düşünmeden hareket edenin kazanma şansı genelde daha fazladır. Böylece hem centilmen hem de kahraman olarak hatırlanırsınız.
29. Eleştirme isteğinizi bastırın. Üretmeyi deneyin, unutmayın eleştirenler değil eleştirilenler hatırlanır.
30. Daha ılımlı bir sürücü olun. Trafik canavarı olmak cildinizi-özellikle gözaltlarınızı- ciddi oranda deforme eder.
31. Unutmayın: insanı edindiği huylar oluşturur. Can çıkmadan da huy çıkmayacağına göre sizi beğenmeyenlerin sizi öldükten sonra seveceklerini unutmayın.
32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun. Ama karşınızdakilere belli etmeyin.
33. İpin ucunu biraz bırakın. ...nu da çıkarmayın.
34. Bir bitki yetiştirin. Ama bir kadın asla çizmeyin.
35. Bir iyilik yapın ve karşılığını istemeyin ve beklemeyin. Alın.
36. Erken kalkmaya alışın. Öldükten sonra uyumak için çok vaktiniz olacak.
37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın. Ama iyisi mi siz safları sıklaştırarak bu sayıyı 10 yapın. İddia sayınız arttıkça size saygı duyanların sayısı da artacaktır.
38. Planlarınızda esnek olun. B planınızı her zaman a planınız gibi anlatın.
39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın. Yaşadığınızdan emin olun. Sonra konuşmanıza başlayın.
40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın. En masumun siz olduğuna önce karar verin, diğer masumların sadece sizin birer yansımanız olduğunu hemen fark edeceksiniz.
41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak ve içinizden 'acımadı ki acımadı ki' diyeceksiniz.
42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın. Bunu yaparken de ne kadar kozmopolit bir dünya görüşüne sahip olduğunuzu belli edecek konuşmalar yapın.
43. Bugün üç kişiye onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyerek geriye kalan 364 gün onların size aynısını söylemesini sağlayın.
44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz. Hayatın bir yakan top oyunu olduğunu unutmayın.
45. Rastgele iyilikler yapın. Gün olur devran döner bir gün hiç tanımadığınız ya da beklemediğiniz birinden bir çiçek alabilirsiniz.
46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman 10'a kadar sayın. Sinirinizi kontrol edebilecek kadar güçlü olduğunuzu gören düşmanlarınız sizden daha çok korkacaklardır.
47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün. Küçükken sınıfın önünde tek ayakla durduğunuz zamanları hatırlayın ve sorunlarınızın yaptığı sınavlara boş kağıt verin. Öğretmenlerden bir ... Öğrenmediğinizi her şeyi kitaplardan öğrendiğinizi hatırlayın.
48. Biraz yüzünüz gülsün. Hadi ama imaj her şeydir.
49. Bu da geçer. "De", "Da" bağlacını doğru yazmayı öğrenin.
50. Yaşamı melodram olarak görmeyin. Ne tarz olarak görmek isteyeceğiniz size kalmış ama önce yönetmen olarak görmeyi öğrenin. Yoksa kendi hayatınızda başkasının oyuncusu olursunuz.

13 Şub 2009

Deşifre

13 Şub 2009

büyük ihtimalle ben bu yazıya daha son noktayı koymadan önce Sevgililer günü olacak. Biliyormusun; nefret bile etmiyorum bugünden.. benim için bugünü önemli kılacak kimsem olmadı hiç hayatımda.

hayatıma bir yerinden giren her erkek ya çok çulsuzdu ya çok odun.. bilmem belki de gerçek anlamda kimsenin sevgilisi ya da sevgililer gününü kutlamaya değecek kadar sevdiği de olmadım hiç..

Sevmeyi mi bilmiyorum sevilmeyi mi onu bile anlamadım daha.. üstelik o kadar da genç değilim.

arkadaşlarım, dostlarım var tabiki..

hatta geçmişde hayatta etkileyemiyeceğim kimse olduğuna da inanmazdım. benden hoşlanmayacak, itici bulacak birinin varlığına da.. şimdi ondan da o kadar emin değilim..

buna inanmamı sağlayan tabiki çevremdekilerdi. hep çok şımartıldım.. korunup kollanmadım ama sevildim.. beni seven, şımartan herkes koruyup kollama gereği duymazdı hiç. arkadaşlarımda , sevgililerimde, hatta annem ve babamda.. herkes için ben her zaman ayakta durabilirdim..kimi sesimi çok sevdi, kimi gülüşümü, kimi bakışımı, kimi enerjimi.. gitti böylece liste.. tam olarak "beni" seven oldu mu onu da bilmiyorum..

o nasıl deme hiç.. abartıyorsun hiç deme..anne-baba nasıl koruyup kollamaz da.... yasaklar koyarlar/dı ve evet bunu beni korumak için yaptıklarını söylerler ancak neye karşı koruyacaksın beni bu yasakla desem hiç bir mantıklı cevap veremezlerdi. onlar sadece bana emretmeyi severler/di. bilirlerdi çünkü ben onları çok seviyordum ve bütün istediklerini kendimi mutsuz etmek adına da olsa yapardım. hayatımda mantığını anlamadan yaptığım herşeyin arkasında sevgi vardır zaten..

birini canımın öbür tarafı yaparım ben sevdiğim zaman. öyle böyle değil hemde.. kim olursa olsun, ailemden biri, sevgilim, arkadaşım... gözümü karartır ne yapabileceksem yaparım.. bu güne kadar bana iyi niyetle yaklaşan birini başımın derde gireceğini bilerekde olsa yarı yolda bıraktığım görülmemiştir.

Annem çok kızar, bildiğim halde dinin kurallarına uygun yaşamıyorum, ibadet etmiyorum diye. "o kadar çok imanlı insan gördüm ki, ben ibadetimi bile-isteye kimseyi kırmayarak, kimseyi kullanmayarak, kimsenin arkasından konuşmayarak yapmaya karar verdim" derim ona.

bu inançdan mıdır, melek olacam mı sanıyorum bilmem ama... neyse işte..

5 dk kalmış 14 şubata saatlerdir anca bunları yazabildim.. arada girdim Pucca'yı ve
şurdaki yazısını okudum.. demiş ya yazısının sonların da:

"telefon açanlar "ee PuCCa bugün napıyoruz", " kızımmm duydun mu ne olmuş", "yaa başıma neler geldi bir bilsen", "napıyosun yaa, neyse sen boşverde çok kötüyüm bak bugün osman bana bunu bunu yaptı", "nerdesin sen bee, sana anlatacaklarım var, kazım benden ayrıldı napcam söylesene" hep bunlar.. hep başkalarının dertleri.." kafama takıldı.. o bunları söylüyor, yorum yapanlar aynı dertten muzdarip olduklarından dem vuruyor, ben aynını söylüyorum....

e sen cevap versene bana; bu kadar çok insan dert dinlerken , kendi derdini anlatamazken, dertleri olan ve anlatarak rahatlayıp, bencil yaşamlarına devam eden, kimler.???. aslında hepimiz içinde sakladıklarıyla şişip, dolan sonrada hayvanlaşan yaratıklarmıyız.?.bilmem..
belki de ben kimseyi kırmadım derken kendimi kandırıyorum.. şimdi onun için bu kadar yalnızım..

dün sokakta ağladım biliyor musun.. doktorumla öğlen msn den konuştuk, akşam muayenehanesine gitmemi, beni bekleyeceğini söyledi.. gittim, ofisini paylaştığı doktorlardan biri karşıladı beni, 5 dk önce çıktı dedi.. aradım önemli bi işi çıktığını, özür dilediğini, beni aramayı unuttuğunu söyledi".. Ankaranın en işlek en eğlenceli olarak görülen yerlerinden birindeyim, eve gitmeyim bari biraz zaman geçireyim dedim.. birini aradım cebi kapalı, diğerini aradım arkadaşlarıyla dışarda, biri eve çoktan gitmiş.... yapayalnız kaldım öyle.. aylak aylak gezdim yollarda.. aynı şeyi sık sık yaşıyorum bu ara.. doğumgünümde de böyle olmuştu..

uzun süredir tiyatroya gitmiyorum.. sinemaya da gitmiyorum.. bi bahçede çay da içmiyorum... yalnız yapmak istemiyorum hiç bir şeyi.. eskiden zevk verirdi bana, bi bankta oturup saatlerce kitap okumak.. şimdi yalnız kalmakdan korkuyorum.. ömür boyu beni seven birileri hep olacak biliyorum.. mesela az önce maviyaprak facebookda iletime yazdığım mesaja cvp verdi msnden.. beni sevdiğini söyledi, yalnız kalmayacağımı söyledi.. ama ona bile anlatamadığım bir şey bu "ben yanımda birilerini istiyorum"

ve nasıl bir şeyse; beni sevdiğini söyleyen herkes benden çok uzakta..

"o" da uzakta.. üstelik yakın olmak için hiç bir çabası da yok.. git gide de uzaklaşıyoruz.. sana söylemedim ben biliyorum; bana evlenme teklif etti... telefonda..

biliyordum bunun olacağını, bu şekide bi teklif de değildi istediğim. ama heyecanlandım, daha önce de almıştım aynı teklifi, başkalarından/başkasından.. ama ilk defa heyecanlandım..

ertesi gün yaşadığı şehire gitmek için benim şehrimden geçeceğini düşünürken gelir dedim kendi kendime.. giderken uğramadı ama bu tekliften de sonra, gelir.. aylardır görmedi ki beni..
gelmedi..

belki dedim önümüz sevgililer günü ya.. ve bu tarihi ilk defa beraber devireceğiz.. sürpriz dozunu arttırmak için gelmemiştir.. o zaman gelir..eve geldiğimden beri gözüm telefonda, msn de..silmiştim ben onu msn listemden biliyormusun.. iş yoğunluğu falan diyip online olsa bile hiç yazmaz ,slm bile vermez bari sinirim bozulmasın gözüm görmeyince deyip engellemeden silmiştim..

bu akşam geri ekledim.. sadece meraktan..online değildi.. "acaba yola çıkmış mıdır, arasam bi gizli numaradan telefonuna ulaşılamıyorsa anlarım, yok kızım yapma öyle salakça şeyler, ayıp, hani sinir olurdun sen öyle triplere, bekle sana sürpriz yapmasına izin ver" diye diye kendimi yedim.. sonra o online oldu.. ve yine bi selam bile vermedi.. ben yine ağladım..

sakın yanlış anlama.. ona ya da odunluklarına ağlamıyorum.. biliyorum ki o gerçekten odunumsu öküzün evrim geçirerek can bulduğu bir koala..

ben kendime ağlıyorum..

sonra şu benim harika olduğumu düşünen, hatta beni kendine örnek alan, annesinden çok benim sözümü dinleyen biri yazdı msn den.. daha çok genç.. en azından bana göre.. ballandıra ballandıra babasıyla sinemaya gittiğinden, recep ivedik'i izlediklerinden, gülmekten karnına ağrılar girdiğinden bahsetti.. ve ekledi.. "mutlaka sende git"

o ağlak halde sadece doğruyu söyleyebilrdim.. "yalnız gitmek istemiyorum, beraber gidecek de kimsem yok"

*kardeşini al yanına abla
-o benimle gelmek istemiyor
*babanla git
-o benimle bakkala bile gitmez, daha beni bile sahnede izlemedi
*anneni al yanına
-bunun neresini seyredecez ki der
*özür dilerim abla
-önemli değil ben alıştım, neyse bir yazı yazmaya çalışıyordum, izin istesem..

bu halde bitince konuşma şöyle bi baktım ekrana.. bunları yazmışım ama arada gülücükler falan yollayarak.. sence nasıl bir ruh hastasıyım ben.. ciddi ciddi hıçkıra hıçkıra ağlıyorum, canımı acıtan yalnızlığımdan bahsediyorum ve gülümsüyorum..

Eski sevgilim mesaj attı.. sevgililer günümü kutlamış.. aradım:) telefonu meşguldü..

daha fazla uzatamayacağım.. belki daha sağlam bir anımda devam ederim kendimden nefret etmeye..

şimdi daha çok ağlamalıyım.. başka türlü rahatlayamayacağım.. sakın yanlış anlama.. kimseye değil.. gözyaşlarımda bile yalnızım.. kendim, kendime ağlıyorum..

Sevgililer günün kutlu olsun*

*umarım gerçekten birbirlerini sevdikleri için kutlayan birileri vardır

30 Oca 2009

Mantıklı Deli, her zaman mantıklı değildir..

30 Oca 2009

hıhı.. burdayım..

Sabah 4 de kalktım.. bu saatte uyandım bari gideyim dedim.. kalktım küçük bi çanta yaptım.. Çıktım evden.. Valla size tavsiyem sabahın kargalar ve özenle mıçtıkları kahvaltılarına ayrılan saatlerine varmadan sakın sokağa çıkmayın.. hele hele ulen yan koltuğuna oturacam, yüzüm , gözüm şiş az süsleneyim adam tırsmasın halinde özene bezene hiç çıkmayın.. "yemişim güzelliğini keşke çarşaf giyeydim dondum lan" dersiniz..

neyyseee efendim.. Bizim evden 15 dk uzaktadır, AŞTİ servisleri.. e haliyle o saatte biraz beklemem gerekiyordu.. Beklerken, beyninizde ki damarların bile donduğunu hissederken, bir yandan kendinizle didişmeyin acı verici olabiliyor..Benden dost tavsiyesi.. Sonra geldi servis.. Ben ne yaptım.. binmedim.. döndüm evime, girdim hala soğumamış - ya da o soğuktan sonra bana sıcak geldiğinden soğumamış varsaydığım- yatağıma, fosur fosur 10,30'a kadar uyudum..

daha da uyurdum da aslında, benim odun aradı.. "Ben geldim merak etme "dedi.. "Sen uyanınca tekrar arayım en iyisi ben" deyip kapattı ve gerçekten de öğleden sonra arayıp, "benim yüzümden" anneciğinden nasıl azar işittiğini anlattı..

Müstakbel kayınvalüdecüğüm, canımın içi, güzelim ( evet söyledikleri hoşuma gitti hihihi) basmış fırçayı: "niye getirmedin "katina'yı :P"; kız haklı tabi gelmez ortada resmi hiç bir şey yok; sen bu kızı kaçıracaksın bak elinden.......bıd da bıd bıd........... "diyerekten.. benim ki valla odun "ya sen o yüzden mi gelmedin" diyor birde.. odun kere odun,hatta budaklı odun, birazcık bile yontulmamış hem de..

sustum.. evet diyip onunla evlenmek için can atan kadın durumuna düşmeyeceğim.. cevabı zaten biliyor, birde duyma mutluluğunu tattırmayacağım ona..

ha bunlardan sonra kendimi yedim mi? eh işte azcık.. az biraz hayallendim, gitseydim şöle gülümserdi, böyle sarılırdı diye.. sonra oyuncak mağazasından yeğene ne alayım hadi yardım et diyerekten arayınca da gözümün önüne geldi, yanında olsaydım da öyle yapsaydık alışverişi, eğlenirdik be" dedim.. şimdi iyiyim..(tamam çok iyi değilim ama yarın sabaha bi şeyim kalmaz valla bak)

Sonra efendim.. küresel kriz kerizi olduğum aklıma geldi, oduna harcadığım enerjimin yarısını , parasızlık kapıma dayanmadan, şu üniversitenin ikinci yarıyıl harcı da kıçıma kaçmadan, iş bulma çabalarımın üzerine yenisini ekleyim diyerekten oturdum netteki iş bulma sitelerinden birini incelemeye..

bulduğum ilanlardan biri şu :

Genel Nitelikler: BEN AKILLIYIM, BEN HIZLIYIM, BEN DİNAMİĞİM, BEN GENCİM, BEN GÜZELİM, BEN HIZLI ÖĞRENİRİM VE BEN İLERLEMEK İSTİYORUM DİYORSAN BİLGİN OLSUN XXXXXXXXXXXXX YÖNETİCİ ASİSTANI ARIYOR...

İş Tanımı:
XXXXXXX BAŞKANINI ASİSTE ETMEK, TÜM XXXXXXX'IN GÖZÜ KULAĞI OLMAK, XXXXXXX'IN TÜM İDARİ İŞLERİNDEN SORUMLU OLMAK VE İDARİ İŞLER İLE İLGİLİ HER TÜRLÜ SORUNA ÇÖZÜM ÜRETMEK YÖNETİCİ ASİSTANININ ANA GÖREVLERİDİR.

Valla eğlenceli mi buldum yoksa egomumu tatmin etmek istedim bilmiyorum ama şöyle bir önyazı ile başvurdum..

BEN AKILLIYIM, BEN HIZLIYIM, BEN DİNAMİĞİM, BEN GENCİM, BEN GÜZELİM, BEN HIZLI ÖĞRENİRİM VE BEN İLERLEMEK İSTİYORUM.. Ve evet! Ben; iyi bir yönetici asistanıyım, sadece yöneticimi asiste etmekle kalmayıp, görevimin onun işini çoğaltmak değil hafifletmek olduğunu bilecek kadar “iş bilir”, sorunların nedeni değil çözümü olabilecek kadar da “becerikliyim”. Çalıştığım yerde "bilmiyorum ya da haberim yok" kelimesini kullanmaktan nefret ettiğim için bana bilgi sorulabilecek her konu hakkında bir fikir sahibi olmam gerektiğini "meraklılık veya işgüzarlık" olarak karşılamayacak bir ekip ile çalışmaktan da zevk duyarım..
Saygılarımla.

Yarın cevap gelmez de aranmazsam pazartesi günü " ee noldu hani, 9 doğurdum burda" şeklinde bir mail atayım, ertesi gün de 9 kundaklı bebek fotosu yollayım diyorum..

Yönetici asistanı ararken, bi mail sapığı ile karşılaştıklarını sanacaklar ama olsun..

hıhı.. boşuna demedim.. evet deliyim..

29 Oca 2009

Aşk hayatımı paylaşıma açtım..

29 Oca 2009

şş okuyucu.. duyuyormusun beni.. blogumu kötü amaçlarıma alet edebilir miyim? hatta sizden de yardım isteyebilir miyim..

off ki ne off.. kafam karışık be okuyucu.. iki ucu pis bir değneği aldım elime, bir taraf muzurluğuma hitap ediyor hadi diyorum eğlenceli olacak, e bu durum benim bünyede yanlış olduğunu bildiğim şeyler için bile acaip kaşıntı yapar.. sonunda büyük ihtimalle ah ulen keşke yapmasaydım dediğim bi halde kalakalırım ama o onda çok eğlenmişimdir bir güne kalmaz unuturum.. Diğer tarafı ise inadıma hitap ediyor, yapma diyorum anlasın eşşek, bilirsin kurar kafasında, düşünsün dursun işte diyor e bu da bende kaşıntı yapıyor.. uyuz it gibi debelenip duruyorum son bir kaç saattir.

şimdi tabi sende oturdun orda ne diyor ki bu diyorsun.. dur dur meraklanma anlatacam hepsini en baştan..

benim bu kel,göbekli üstelikde gözlüklü, odunumsu sevgilim var ya; ara ara laf arasına sokuşturduğum, yeğeninin doğumgünü için teyyy nerelerden , teyyy nerelere gidiyor.. Yarın takvimlerden fırlamış, suratına özenle çizilmişcesine güzel gülümseyen bu gerçek mi porselen bebek mi dediğim ufaklığımızın ilk doğumgünü..

En son kurban bayramında beraberdik.. o ailesi ve ben.. o zaten tatilde ailenin yanındaydı, e benimde orada akrabalarım olunca ben de bayramı geçirme bahanesiyle gittim aileyle tanıştım, aynı şehrin havasını soluduğumuz 5 günün 4 gününü maaile kafamızdan saadet bocalanarak geçirdik.

E bizim ilişki durumumuz onun ailesince onaylanıyor ve hadi artık uzatmayın deniyor.. Benimkilerde kimdir, nedir, necidir biliyor, sonucu beklenen durumların akıbetine göre bir zamanda tanışacaklar diye bekleniyor..

Ama benim sevgilim, "ya aşkım, şimdi sen okulla, işle uğraşıyorsun orda, e bende burda işle uğraşıyorum,bizimkiler zaten boş gıyabımızda söz - möz olaylarını halletseler bizde rahat etsek olmaz mı?" diyecek kadar tembel olunca, beyfendi benim sülalemden sadece kuzenimle ayak üstü bi tanışmış olduğundan "ciddi" olarak algılanmıyor ebeveynlerimce.. işin acı yani haksız da değiller :)

bu doğumgünü konusunda ise geçtiğimiz günlerde bana da gelip gelmeyeceğimi sordu. önce hık mık ettim, belki dedim, bugün itibariyle ise kesin olarak gelemem dedim..

beni bayramdan beri, aileyi ise bayramdan 1-2 hafta kadar sonrasından beri görmüyor.. yeğenine tapar biliyorum.. Ankarada kalmadan gidecek ve ankaraya gelmeden de geri dönecek yaşadığı şehire..

bugün ona ailece kutlayın işte çocuğun ilk doğumgünü dedim.. E öyle yapacaz zaten, sen nesin aileden değilmisin dedi.. kalakaldım.. abuk sabuk cümle parçacıkları ağzımdan çıkmakla kalmak arasında gitti geldi.. şu anda aileden falan değilim, geriliyorum ya, ailen derse ya bunun ne işi var şimdi diye şeklinde geveledim..

bu inat tarafım.. çünkü hala ailemle şahsen tanışmadı,uzaktan birbirlerinin varlığını bilip öylece uzak kalmaya devam ediyorlar..bunca zamandır bir tarafını zora sokacak tek bir harekette bile bulunmadı. tüm ayarlamaları her zaman orta noktada buluşalım halinde yaptı.. hala da öyle yapıyor..kızıyorum bu hallerine hemde çok kızıyorum.. kendimi değerli hissettirsin, yanımdayken beni sevdiğini anlıyorum bir şekilde ama uzaktayken de en ufak bir çabasını göreyim diyorum.. sonra yapsın bana evleneceğim kadın muamelesini..çokmu şimdi bu istediğim..

ama muzur tarafım rahat durmuyor.. yolculuk edeceği otobüs firmasını arayıp, adını verip kaç numaralı koltukta oturduğunu, aracın saat kaçta Ankara'da olacağını ve yanında ki koltuğun boş olup olmadığı öğrenip yer ayırttırıyor :$

bu minvalde okuyucu, ya yediği haltları anlasın daha fazla incelik beklemesin benden diyorum, ya da sabah 5,30 da AŞTİ de olup araba terminalden çıkmadan yanında ki koltuğa oturayım diyorum..

of ulen of okuyucu.. şimdi ben ne halt edecem.. bi fikir versen olmaz mı?

27 Oca 2009

Disconnectus Erectus (Mim)

27 Oca 2009
Nedir benim bu Curly den çektiğim ey okuyucu.. hıı.. bi fikrin var mı senin.. ben ne güzel her yazı yazayım diye bu sayfayı açtığım da silip yazmak suretiyle saatler geçiriyor ve yeni bir post girememiş olmanın ezikliği ile yarı depresif yaşantıma dönüyorum.. bu kıvırcık saçlı, koca gözlü, güzel gülüşlü ve kıskanılası tarafıyla her dem piliç, bodur arkadaşım baktı ki yeni post yok hemen bi mim atıveriyor koca kafama, koca kaya misali.. e napalım ben de cevaplayacam mecburi ama elimin altında ki kitaba bak: "Oğuz ATAY-Tutunamayanlar".. pek severim bilmem kaçıncıdır okurum, her okuyuşumda ayrı bi mana çıkarırım, ama bilirim hayata tutunanlar bu kitabı da bu adamı da anlamaz.. bilmez onlar beyaz mantolu bi adamın ne anlam ifade edebileceğini.. ya da Günselim ne demektir "selimciğim ışık" ne demektir disconnectus erectus nasıl bir halet-i ruhiyenin kelimelere dökülmüş halidir..Space tuşu kullanmadan yazılan yazılar da anlaşılır, her cümlenin sonunda Albayım denir bi süre anlayanlarca kıs kıs gülünür hatta..
Oğuz ATAY bence edebiyat dünyasının gelmiş geçmiş en iyi yazarlarındandır gerçi onu okuyup ta ahkam kesende çoktur ama tüm kitaplarında döne döne işlediği,kitaplarına ithafen yazılan önsözlerde adı hep "horlanan,çocuksu türk aydını" olarak geçen, oğuz atay'ın en çok alay ettiği okur grubu; "ay tutunamayanlar inanılmaz bi kitaaap" diyip, eserden bir satırlık formülize bir ders çıkması gerektiğine inanıp-tabii ki- çıkmayınca, daha da cozutup "oğuz atay bi dahii abii yeaa" putperestliğine kapılan okurlardır.
adam sana bi yemek vermiş, istemiyo ki tüm bileşenlerini analiz et, "hah o.a'ın sözü buymuş" de!!
tüm bu sözleri, kitapta selim kimdi,turgut kimdi,kim kimin karısıydı, ayy karıştırdım paniğiyle okuyup tüm büyüyü ıskalayan bi kimliksen üzerine alın.
tutunamayanlar,312. sayfasından da okunmaya başlanacak bi kitaptır,199. sayfasından da...
sonra biri çıkar, "niye sevdin lan kitabı anlat" diye on satırlık bi açıklama ister senden bibik gibi kalakalırsın.
yapma bunu...

korkuyu beklerken de dünyada yazılmış en baba 100 eserin içinde diilse ben de kanseri iyi ettiğini iddia eden o vazo kafalı manyak asker emeklisiyim... dedikten sonra Sevgili (!) Curly :P' nin mimini gerçekleştirip açıyorum kitabımın 160. sayfasını 5. satırı yazarsam (ki mimleyeceğim arkadaş iyi oku öğren mimin konusu bu en yakındaki kitabı alıyorsun eline; açıyorsun 160. sayfayı 5. satırı yazıyorsun) bi halt anlaşılamayacağından mütevellit içimin elverdiği kadarını yazacağım.. Hadi şansınıza Oğuz ATAY'ın incelikle işlediği kara mizahından sadce ufacık örnekler gösteren bir sayfa çıktı karşıma :))


İsa'dan tam 1936 yıl sonra dünyaya gelen Selim'in doğumu yalnız kendisi için mi önemlidir? O tarihte orta yaşlı bir adam olan Numan Bey'in "erkek evlat" istemesi , bunak dedenin bir torun özlemi içinde olması -henüz oğlunu torunundan ayıracak kadar aklı başındaydı- ufak tefek annesinin bu ağır yükü dokuz aydan beri karnında taşımasının sabırsızlığı ve tutunanların yeni bir av bekleme heyecanı da bu doğumun önemi arttırıyordu.
Annesi, yapılan hesaplara gö
re, karnında Selim'i taşıma süresinden biraz fazla tutmuş. Selim'in sonradan bütün çıplaklığıyla ortaya çıkan sabırsızlığında bu beklenmedik olayın da payı olmalı. Müzeyyen Hanımın karnındaki şişkinliğin çok sivri bir biçim aldığını gören komşu kadınlar, "Muhakkak kız olacak", sözleriyle Numan Beyi ümitsizliğe sevketmişler. Bu kocaman şişkinlik, bir de kız olsaydı, Numan Bey ve kısa boylu erkekler için büyük bir ümitsizlik kaynağı haline gelecekti. Söylentilere göre,Selim; doğduğu zaman beş kilo sekiz yüz gram geliyormuş. Bir taşra kasabasında, ebe eliyle doğan bir çocuğun ağırlığının gramına kadar tespit edilmiş olduğuna inanamıyorum. Zaten Selim de, bu miktarı ona kimin söyledğini ve bu sayının nereden aklında kaldığını bilmiyor. Tartı işleminin, bir kasaba götürülerek yapılmış olabileceğini ileri sürüyor. Ben pek ihtimal vermiyorum. Kasaba götürmüşlerse, herhalde çıplak olarak sokağa çıkarmamışlardır. Bu durumda da, ya kundağıyla tartmışlardır ki, o zaman verilen sayının net değil brüt olduğunu kabul etmek gerekiyor; ya da Selim'i kasapta soymuş olabilirler. Temizliğiyle bilinen Müzeyyen Hanımın buna razı olması ve açıkta çengellere asılı etlerin çevresinde sineklerin uçuştuğu bir kasap dükkanında, soğuk bir sonbahar günü Selim'in çıplak bırakılıp pis teraziye konulması, bana uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Başparmağını emmesinin de yalnız Freud açısından yorumlanmasını eksik buluyorum. Selim bile, bu hareketinde beslenme içgüdüsünün önemli bir payı olduğunu düşünerek, bu stanzanın ilk taslağında, şu mısralara yer vermiş :

Başparmağını emdi, evde koptu kıyamet
Ona göre oburluk, Freud'a göre şehvet

Bu mısralarda da görüleceği gibi, Freud ile tam uzlaşamıyordu. Daha çok Jung'a yakınlık duyuyordu. "Beni rahatsız eden ve adlandıramadığım duygularımın, yalnız libidoya bağlanmasına gönlüm razı olmuyor", derdi.

Hadi bakalım benden bu kadar; devamını merak eden alıp kitabı okusun bi şey kaybetmezsiniz sanırım ama ne kazanacağınız göreceli kavram:) ve sevgili arkadaşım "elfiss" ilk mimin hayırlı olsun :))

  • Hamiş: Bu yazıda artık blogumla ve aslında kendimle özdeşleştiğini düşündüğüm sevimli ama bir o kadar da ürkütücü olduğunu düşünmeden de edemediğim kızlarımı kullanmayacağım artık david ho'cuğum kusura bakmasın :)

18 Oca 2009

Kim(im),Kim(din),Kim(iz)..

18 Oca 2009
"Kişi istediğini yapabilir ama ne isteyeceğini isteyemez"

ilk okuduğunuzda bu ne demek şimdi? tepkisi verebileceğiniz bir söz değil mi.. Aslına bakarsanız bende ne demek onu arıyorum saatlerdir.Schopenhauer bu sözü söylerken, içine Polyanna kaçanlarca yorumlanabileceğini hesap etmişmiydi bilmem ama bu söz içimdeki polyannayı sadece bi kenara bırakmamı sağladı.. sabah yatağımdan kalktığım da geri alacağım onu içime.. şimdilik sadece sandalyede oturup beni izliyor..

uzun zaman önce farketmiştim.. "Benim" dediğim hayatın, aslında birilerini mutlu etmek için çizilen bir resim olduğunu.. hani ilk okulda resim derslerinde yapılıpda ebeveynlerine verilebilecek en güzel hediyeyi icat ettiğini zanneden küçük bir çocuğun kaleminden çıkan uyumsuz renkler, orantısız vücutlar, ağzı yüzü olan güneşler, bulutlar eşliğinde somuta ulaşmış bir resimin orantısız vücutlu, tema boş kalmasın diye irice yapılmış kahramanıydım ben..
kendi hayatımı süren özgür, tek başıma ayaktayım naraları altında yatan kediyi ben hep bildim ama bunu anlatmakta zorlandım belki..
şimdi bakıyorum da bir yanımda heyt hüyt yapamazsın, yapmamalısın diyen birileri, diğer yanımda aslanım benim senden başka kimse beceremez bunu (gaz değil valla öyle düşündüklerinden söylüyorlar) birileri var..
şöyle bir düşündüğümde ise eksiği farkediveriyorum.. "Peki sen ne istiyorsun" diyen kimse yok.. kimse..yok..

16 Oca 2009

Gelen gönderilir..

16 Oca 2009
-Seni Seviyorum..
-Neden?
-Güzel gülüyorsun, iyisin, bana kendimi özel hissettiriyorsun ve daha bir sürü şey..
-O halde sen beni değil, sana yaşattığım hisleri, yanımda rahat oluşunu seviyorsun..
-Ne farkı var ki?
-Sevgi nedensiz,niçinsizdir..
-.....Yani?
-Yani ben senin kriterlerine uygun olmasam beni sevmeyeceksin.. Sana uygun olduğumu düşünüyorsun, belki gururunu okşuyorum, belki de bizi beraber görenler onaylıyor bu da hoşuna gidiyor.. bakma söylemlere, aşk aslında iki kişilik olmadı hiç..


Yıllar boyu tanıdığınız, hatta beraber balık tutmaya gittiğiniz, oyunlar oynadığınız ne biliyim işte bir sürü yaşam parçasını aynı karede izlediğiniz birine tam hayatına birisi girmişken aşık olduğunu anladığınız oldu mu hiç?

Daha önce hiç farketmemişken, o sizin için sadece bi arkadaşken yani.. Birdenbire yıllardır aslında ona aşık olduğunuzu ama o hep yanınızda diye bunu hiç farketmediğinizi, ne zaman ki o kendine vakit geçirecek başka birini bulduğu anda aslında onun için yanıp tutuştuğunuzu anladınız mı diyorum yani..
Erkeği, kadını yok bunun hepimiz yapıyoruz.. O yanımızdayken hiç farkına varmıyoruz sonra bi başkası farketti ya ağıtlar yakıyoruz ama aslında onu ben seviyordum diye yırtınıyoruz..
bu ne menen bi tezattır bilmem ama.. aynı arkadaş yeni ilişkisinden sadece bir kaç gün önce tepemize dikilip biliyor musun aslında ben seni arkadaştan biraz daha farklı görüyorum deseydi eğer; ona verilen cevap "olur mu hiç öyle şey, biz çooookkk iyi iki arkadaşız" olurdu..
ilişki haberi alındığında ise hem içimiz caz coz diye acaip acaip sesler çıkartır hemde arkadaş kadrosundan yararlanıp yedek oyunculuktan takıma giren bu yeni yüzle ilk karşılaşmanın ardından mağlubiyet mide rahatsızlığı ile eş anlamlıdır gibi haleti ruhiyeni anlatır bir surat ifadesiyle "bu ilişkinin uzun süreceğini sanmıyorum" diye idrardan karakter tahlili yapsam daha inandırıcı olurmuydu içsesli söylemlerde bulunabiliriz.
işi abartıp, bir reddedilen eski sevgili aday adayı ile takımın deneme sürecindeki paçoz sevgilisinin (hiç kimse kendimizden iyi değildir ya mantığı ile) hoplayıp, zıplamaları, güzel günler geçirmeleri tırnak yeme eşliğinde de seyredilebilir tabi..
bu yazı nereye varıyor çıkartamadım.. burda bitsin mi.. bence bitsin.. bi ara gelir noktalarım..



(Orta kahve, nane likörü, peş peşe 4 sigara zamanı şimdi.…)


Okyanusun üstü yeniden kabarmaya, dalgalar yüksele alçala birbirlerinin sırtlarına inmeye başlıyordu.. Rüzgarın sesini işitiyorduk..
Adam saçlarını topladı.. Seyretmek için değil, elleriyle dokunmak için küçük heykelcikler yapan’lar gibi ince parmaklarını avucumun içine uzattı...
“Gitmeliyim” dedi...

3 saat yalnız oturdum... (Imm rüzgarda ıslak kibrit çakmıyor) İnsanın yüz binlerce yıllık serüveni ile kendi hayatımın birkaç on yıllık serüvenini düşündüm.. (düşündükçe takvime yeni bir yaprağın eklenmeyeceğini bilerek)

Şimdi düşünüyorum da;
Öyle soyut, anlamı zorlayan ve sözcüklerin dansından bitkin bir ipucu ki yaşam…Bazen günler boyu peşimde dolanıp duran sözcükleri, deyimleri, şarkıları bir yana bırakıp, başka bir şeyle yetinmeyi düşünür buluyorum kendimi...

Frekansım tutmuyor hayatla bazen... Öyle bir an geliyor; Taksim meydanında mors alfabesi kullanmak istiyorum cepten çektiğim mesajlarda...‘Burnunun dikine giden kim varsa 12’den vurulmaya aday’dır diyen de benim...
...
Geçen gece şiirim geldi; ben onun canlı muhatabıyım.. Elime tutuşturuverdi kalemi.. Sonra da hır çıkarmaya başladı...Aşka sürükler bir hali vardı... Kurtarıcı mıydı?..,Yol kenarına yanlış parkeden araçları çeken bir çekici niteliğinde miydi?..,Görünmez bir gölge miydi?.. bilemedim o an, saat 05:10’du, çok uykuluydum.....

Biraz kalbimin, çokçası düşlerimin o gri teknesi yol alıyor, hissediyorum.. Kim posta koyarsa denize, dellenicek mavi(!)

9 Oca 2009

"mim"sediler beni..

9 Oca 2009
Beynimi yiyerek, bu blogu bana açtıran, her gün hadi yeni bi yazın yok mu diye diye beynimi cik'en ama bir türlü kıramadığım, senin yüzünden diye suçu(!) ona paslayıp, sanki kendim yazmak istemiyormuşum da onun zoruyla yapıyormuşum gibi yapıp intikam aldığım, yinede bu sadistliklerime rağmen beni seven canım arkadaşım Curly tarafından mimlenmiş bulunuyorum..

O kadar da iyi saklanmıştım oysa ki diyecem ama benim saklanışım daha çok devekuşu modelinde olmuş.. bu durumda sanırım Curly benim mabadımı hedef noktası yaptı. ki bu bir hayli büyük bir alanda mimlenmişim demekti :))
durum ahval bu minvalde olunca; davete icabet edeyim ve yazayım dedim.. ancak ben kimseyi mimsemeyeceğim.. herkes derin bir oh çekebilir. :)Ve başlıyorum sorulara cevap vermeye..

Yaptığım 4 iş :

1-Yazı yazmak
2-ona buna psikologluk yapmak
3-ona buna verdiğim akılın tersinde davranmak
4-kendimle konuşmak (o kadar çok kendimle konuşuyorum ki, benden anlatmamı istediklerinde yorulmuş oluyorum)

Defalarca İzleyebileğim 4 Film :

1-Once
2-Eternal Sunshine of the Spotles Mind
3-Magnolia (pek fazla izleyici kitlesi yoktur bu filmin ama ben taparım)
4-Harry Potter Serisi

Yaşadığım 4 Yer:

1-Samsun
2-İzmir
3-Ankara
4-Belgium

İzlediğim 4 TV Programı :

1-House
2-Hustle
3-Ugly Betty
4-Canım Ailem

Tatil İçin Gittiğim 4 Yer :

1-Antalya -Side
2-Muğla-Bozburun
3-Luxsembourg
4-Çorum :)

En Sevdiğim 4 Yemek :

1-Kuru Sebze Dolması(Patlıcan,biber kabak bayılırım hele doğu usulü yapılırsa of of)
2-Anne Çorbası (bilinen adıyla tarhana ama benim annem yapınca güzel :) )
3-Ispanak
4-Kereviz Salatası

Hemen Şimdi Olmak isteyeceğim 4 Yer:

1-Beni hiç kimsenin tanımadığı bir yer
2-Para gerekmeyen bir yer
3-Beni sadece tek bi kişinin tanıdığı ve o kişinin kollarında uyumaktan başka hiç bir isteğimin olmadığı bir yer
4-Kredi kartlarının geri ödemesiz olduğu bir yer

hatalar bazı bünyede mide bulantısı yapar..

Ne yaptığını, nereye gittiğini bilmeden yaşıyordu bir süredir. yaparken bile hata olduğunu bildiği şeyleri yaparken yakalıyordu kendini sık sık.. "yapma,pişman olacaksın" diyordu beyninde ki ses ama o yinede saçmalamaya devam ediyordu..kendini kaybetmişti ve bunun farkındaydı ama nasıl çıkacağını bilmiyordu..
hayatındaki herşey belirsizlik suyunun içinde yıkanırken o sadece akıntı bekliyordu.. üstelik biliyordu; belirsizlik suyu göldür.. hiç bir yere akmaz.. hep aynıdır.. aynı su da yıkanırsın her gün..
önce bir sürü borç yaptı, altından kalkamayacağını bile bile.. sonra iş yerinden maaşının yarısını aldı ama borçları ödemek için kullanmadı..
çok sevdi sonra, kendinden beklemediği kadar çok..
belki de bunu kaldıramadı.. herşey üstüne geliyor sanıyordu.. belki de rüzgara karşı yürüyen oydu ama kabullenmek istemedi..

belirsizliktir insan hata yaptıran hep bildi ama ne belirsizlikleri düzeltti ne hatadan kaçındı..
şimdi oturup düşünüyormudur bilmiyorum.. ama bedelini pahalı ödedi.

kendini yalnız hissediyordu uzun süredir. arzulanmak istedi, okşanmak, dokunulmak..

2 şişe şaraba sattı kendini.. alkolun arkasına sığındı. kendisinden sadece bedenen hoşlandığını bildiği biriyle yattı. daha sevişmenin yarı yerinde bırak dedi.. ayıldım ben.. bu hatayı ya da yaptığımız şeyi düzeltmeyecek ama yeter artık..

kokunu da sevmiyorum.. hem biliyor musun, "o" olarak düşündüm seni.. sen beni öperken içimden onun adını söyledim.. onun adıyla inledim.. iğrenç bişey bu..
sözde anlayışlıydı bir gecelik partner.. biliyordu daha en başta sadece bir gecelik olduğunu. onun yanında uyumayacağını.. özür diledi.. (niye özür dilediğini bile anlamadı, suçlu arayışında değildi ve midesi bulanıyordu bunun için özüre sessizlikle cevap verdi)

daha da iğrençleşti.. sevgilisini sevdiğini söylediği adamı aradı daha sevişmenin o malum kokusu (ilk kez bu kokudan tiksindi) odadan geçmeden.. gecelik adam duyacak mı diye endişelenmeden..

dili dolana dolana.. seni seviyorum dedi.. sadece sesini duymak istedim..

karşısında ki ses hiçbirşeyden habersiz karşılık verdi ona. bende seni seviyorum ve çok özledim dedi ağız dolusu, yürek dolusu..

kaldıramadı.. kapattı telefonu.. eve gitti ağız dolusu, yürek dolusu kustu..
şimdi öncesinden daha kötü.. işten ayrıldı, eve kapattı kendini.. nasıl çıkacak bilmiyor.. onun gelmesine bu kadar az zaman kalmışken, geldiğinde ailesiyle tanıştıracağına dair ona söz vermişken yüzüne kusmadan nasıl bakacak onu da bilmiyor..
kusmak midesini boşalttığı gibi yüreğini de boşaltır mı diye her gün kusuyor..

4 Oca 2009

Kısmetli Yazı

4 Oca 2009

Az önce gözüme pc nin saati ilişti.. Masaya oturup bu sayfayı açışımdan beri 1 saat geçtiğini o an farkettim.. öylece bakıyorum üstelik.. kollarımı kenetlemiş, arada saçımla oynayarak, karanlık bir odada öylece yazı yazmam gereken alana bakıp beklemek nasıl bi halet-i ruhiye belirtisidir ki.. ?
huyumdur zaten.. kafamda kırk tilki dolandığını bilirim ama bugüne kadar bir tanesiyle baştan sona hasbihal etmeyi becerememişimdir.. karar vermem gereken zamanlarda da kalakalırım öylece ben. hiç bir cümlenin arkasına tek bir nokta koymayı beceremediğim gibi hiç bir olaya da öyle bir kalemde bitirip dana ile kuyruğu arasında ki (edebi açıdan gereksiz ama mecazi olarak kullanılası, kelime oyunlarına köçek edilesi) biyolojik bağı da ne noktalayabilir, ne kesip atabilirim.
dışardan baksan, acaip ayakları üzerinde duran güçlü, dilli düdük kıvamında,ukala bile sayılabilecek, hele işinde babasının bile gözünün yaşına bakmayacak kadar da katı görünürüm oysa ki..

kat kat maske giymişim yüzüme, yazarken anlıyorum.

peki gerçek ben.. ne ayıp ne de günahım, ne özenilesi, ne baştacı edilesi bi kadınım ama var'ım işte..

sanıldığım kadar güçlü değilim mesela.. olgunlaşamadım da hala.. elimden gelse hala ayakkabı giymem. kot pantalonum üstüme yakışmıyor artık diye kilo vermeye başlayacak kadar da kadınlıktan uzağım.umursamamda öyle nasıl görünüyorum nasıl kokuyorum. ha şu var kadın kılığına girdiğim zamanlarda oluyor ya da kafama taktığım şeyi yaptığım..
3 ayda 12 kg birden verdim ama her ne kadar aksini düşünsede bunu sevgilim için yapmadım, sadece kendim istedim..

o da bi cins gerçi.. valla abartıyorum sanacaksınız belki ama yıllar sonra bi ilişkim oldu hemde tükürdüğüm herşeyi şalalop diye gıcık bi ses çıkartarak, hiç de hijyenik olmadığını bile bile yalamama sebep olan bir yolla.

üstelik ben bu adamla ilk konuşmanın 3. dakikasına gelmeden ona siz demeyi bırakmıştım, hem de ilerleyen zamanlarda kilolarımla dalga geçmesine izin verdim.
ha adam kendini bulunmaz hint kumaşı sanıyor mu valla arada var bi öyle havası..

bu zat-ı muhterem beni bu kadar eleştirebilecek kadar yakışıklı mı? yok.. Mesela hiç hayallerimin erkeği modunda değilimdir kimseye karşı ancak kalabalık bir cadde de gezen erkeklerin 10 tanesini benim sevgilimle karşılaştırsam acaba hayal kurma yöntemimi değiştirsem, belki yatağın sol tarafına yatıp sağa doğru bacağımın birini atsam, diğerine de şöyle az bi çalışmayla elastikiyet kazandırıp kafama kadar çekebilsem öyle uyusam hayallerimin erkeği olgusunu değiştirebilirim belki diye tezler üretirken görüyorum kendimi.

her ikimizide çok iyi tanımayan biri ile bi yarım saat geçirsek, benim heyecanlı, çocuklukla kadınlık arasında bir yerde (tamam abartmayım öyle bi orta nokta olmaz, en azından bi birinde bi birinde) yaşamı sabitlemiş, hatta oyunlar oynayan, şen kahkahalar atan biri, onun ise donuk, tepkisiz hatta asık suratlı oldunu düşünebilir :) üstelik ben bu sevimli hallerimle çok güzel olmasa bile çekici bi kadın olma ünvanını kazanırken, o kel, göbekli, gözlüklü ve hatta yaşlı kıvamında anılabilir.. ki beraber çekilen resimlerimizi gören bi-iki arkadaşım, allann delisi, mantığını ota boka kullanacağına kendine kullansan hiç fena olmayacak, kaç yaş var sizin aranızda şeklinde tepki bile verdi ne yalan söyleyim.. ha önemsedim mi?!! Sence...;)

ama işte ters hatunum ben.. bunca zamandır hayatımda doğru düzgün bi ilişkim olmamış, artık yanımda biri olsun dedim, gittim yanımda olacak adam diye yaşadığım şehirden 544 km uzakta yaşayan bi adamı seçtim..

hiç öyle ailemle de yüz göz olmayıp, gizli saklı yaşardım ilişkilerimi, bunda onu da ters düz ettim.. annem gevrek gevrek gülümseyip "ee nasıl aranız?" diye sorabiliyor mesela..

az öncede bahsettiğim gibi hiç tipimde değil.. yolda görsem hayatta ilgimi çekmezdi.. bana ters gelen bir sürü hali hareketi de var..

ama bunlar sadece oturup onu ve ilişkimizi yargılayınca var..

adını duymak bile içimi kıpırdatıyor.. başkaları tarafından asık suratlı olarak görülen bu adamın benim yanımdayken nasıl şebekleştiğini de biliyorum ben.. oyun oynamak istesem bana eşlik edecek onuda biliyorum.. ki bi iki defa ufaktan ufaktan da denedim hihi :)
işin garip tarafı ben de onun yanındayken olgunlaşıyorum sanki.. yaşımın insanı oluyorum.. garip bir his.. bu ilişki başladığından beri bir garip zaten.. her şey kendiliğinden oluyor, ben.. plancı, programcı, anını dakikasını hesap eden ben.. sadece izliyorum ve yaşıyorum..

bu saatte netteyim ve yarın sabah işe gitmem lazım ya benim.. şu anda bile yazı yazma bahanesine, iş arkadaşlarıyla gittiği rakı balık gecesi erken biterde nete gelir mi acaba, belki webcam de açarız onu 1-2 dakika görürüm, özledim ya eşşek herifi.. diye beklememdendir itirafda ediyorum..

noldu da bana bu kadar aşk böcüüü kıvamına geldim, delimi öptü beni odunumsu sevgilime nasıl bu kadar düşkün oldum onu da bilmiyorum üstelik :)

hep bi lafı vardı annemin.. "bir gün kısmet denilen şeye dil uzatmayı bırakışın, her tükürdüğün lafı yalayıp, dilinin kilitlenişiyle olacak senin" derdi..

nostradamusum, anneciğim, önünde saygıyla eğiliyorum..

bir yazı karanlıkta ekrana 1 saat bakmakla başlayıp, ikili ilişkilerimi irdeler halde nasıl biter sorusuna ise tek bi şekilde cevap veriyorum.

Kısmet!! :)
 
Mantıklı Deli © 2008. Design by Pocket